AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Konser

Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Konser   Salı Mart 23, 2010 10:11 pm

''Tamam beyler bu kadar yeter, şimdilik serbestsiniz. Fazla uzaklaşmayın konser saatinde hepinizi burada görmek istiyorum.''

Gece iyiden iyiye çökünce, Grandhart üniversitesinin geniş ve yüksek tavanlı performans salonu son derece kasvetli bir hal almıştı, Bay Landner ışıkların tamamı yanmaya başlayınca atmosferin değişeceğini söylüyordu, tıpkı Dayshire daki salon gibi. İçerideki dinleyiciler şimdilik bir avuç öğrenci ve profsörden ibaretti ancak bu şu anki çalışmanın prova olmasından kaynaklanıyordu, sahnenin çevresinde yukarı doğru kıvrıldıkça genişleyen bir çember oluşturacak şekilde konuşlanmış amfi düzenindeki şu gördüğünüz sıralar konser saatine doğru tamamen dolmuş olurdu. Şimdiye kadar hep öyle olmuştu.Britannia, öğretmeninin buyruğuyla çellosunu narin yapılı omuzundan nazikçe uzaklaştırarak kenetlediği dizlerine yasladı, başını kaldırarak sıraları şöyle bir inceledi amfi nin en üst köşelerine yerleştirilmiş spot ışıkları gözünü alıyordu. ''Ne dersin Jeremmy sence salonu doldurabilecek miyiz?'' aralık dudakları göz alıcı bir gülümsemeyle bükülmüş sesi her zamanki gibi neşeliydi, soruyu şakadan sormuş olduğunu belli edercesine muzurca çıkıyordu. ''Şüphen mi vardı? Burası bir güzel sanatlar fakültesi, bir zahmet dolduralım hem millet sırf birbirine entel gözükmek için bile akın edecektir.'' Britannia, Jeremmy e yaramaz bir bakış attı, tek kaşı havada kalmıştı, onun kaasını karıştırmaya uğraşıyor gibiydi ''Öyle mi dersin?'' Fakat diğer oğlan arkadaşını çok iyi tanıyordu sırıtarak ayaklandı ''Kimse gelmek istemese bile bize ayıp olmasın diye doldururlar.Herneyse ben bir beş on dakikalığına yokum tamam mı? Sen kantine git otur ben de sonra gelirim.'' Bu sözler Brit i kıkırdatmıştı 'ayıp olmasın diye' ha? Haha Jeremmy nin çok iyi bir mizah anlayışı vardı, hoş tartıştıkları konu bile dışarıdan duyan birini gülme krizine sokacak kadar komikti özelliklede on sekizinden büyük biri tarafından son derece çoukça bulunurdu herhalde. Akradaşının uzaklaşmasıyla beraber yalnız başına kalmıştı, doğrusunu isterseniz bu çok alışık olduğu bir durum değildi, neyse ki hafta boyunca tamamlamaya yeltenmediği şu ders notları vardı, sırf bu yüzden okul çantasını üniversiteye kadar taşımıştı onlarla uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdı herhalde, elini epey oyalarlardı. Ani bir hamleyle ayaklandı, babasının on üçüncü yaş gününde hediye etmiş olduğu pek kıymetli enstrumanını özenle kırmızı renkli kutusuna yerleştirdi, sonra onu sanki zorlanıyormuş gibi ağır aksak hareketlerle itekleyerek yürümeye başladı Jeremmy ne zaman böyle yatığını görse 'Çello mu taşıyorsun kontrbas mı belli değil'deyiverirdi. Bu arada sahne orta büyüklükte bir orkestra için fazlasıyla curcunalı bir şekilde yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı O sırada Bay Landner üniversite profesörlerinin övgülerini kabul etmekle meşgul olduğundan haylaz öğrenciler hareketlerine dikkat etme gereği görmüyorlardı, karışıklıktan kim kimdir seçemediği için peşine takılacak birini de bulamadı sadece çıkmak üzereyken topluluğun yegane piyanosunu çalma şerefine erişmiş Nikki Earnshaw la selamlaştı, Nikki okulun en başarılı öğrencisiydi doğrusu hak ediyordu da nereye giderse gitsin elinde hep ders kitaplarıyla dolaşırdı, soğuk insanların bir türlü sevemediği nadide kişilik tipleri arasında yer alıyor olmasına rağmen bu çocuktan hoşlandığını söyleyebilirdi, özellikle bir erkekle evli olması oldukça ilginçti doğrusu...

Kantini ilk gördüğünde epey şaşırdı, çünkü burası kantinden çok kendi okulunda ki yemekhane gibiydi, tavandan sarkan kocaman kocaman mumlu avizeleri vardı, büyük pencereleri nin üstü seri tıkıtılarla cama çarpan yağmur damlacıkları yüzünden nokta nokta nokta olmuştu,onar kişilik koyu renkli ahşap masalar,bir kişinin rahatça yürüyebileceği aralıkta üç sıra halinde dizilmişti ve hemen hemen tamamı da doluydu, yirmli yaşlarında yüzlerce genç kız ve erkek öğrenci rengarenk giysileri içerisinde birbirleriyle şakalaşıp gülüşüyorlardı. Gerçekten eğlendikleri ne kadar da belliydi aralarına katılmayı çok isterdi ama cesaret edemedi, üniversiteliler lise öğrencilerine ufaklık gözüyle bakmaya bayılırlardı, gidip boş yer bulamama bahanesiyle bir masaya otursa havalı oğlanlar tarafından güzel kızları etkilemek amacıyla espiri malzemesi olarak kullanılacaktı, a-aa şu an bir tatsızlık yaşamayı hiç ama hiç istemyordu. Büfeden hafif atıştırmalık bir şeylerle, sütlü çikolata aldıktan sonra görebildiği tek boş masaya yöneldi, enstrümanını dikkatle duvara yasladı cam kenarında ki sandaliyelerden birine yerleşerek ders notlarını çıkardı ve defterine geçirmeye başladı...

x


Diğer salaklar, çocukça hareketlerle ortalıkta boş boş dolanırken o viktoryen piyanosunun başından bir milim bile kımıldamamıştı. Çoğu yaşı için oldukça olgun sayılabilecek tavırlarını tuhaf buluyordu, hatta bir keresinde danışmanı bile yaşının gereklerini yerine getirmediği için ileriki dönemlerde çok pişman olacağını söylemişti. Bu konuda yapabileceği bir şey yoktu içinden olmuyordu işte, diğer ergenlerin yaptığı şaklabanlıkları çok aptalca buluyordu, gülümsemek içinden gelmiyordu, etraf sevmediği insanlarla doluydu zaten, pek azına gerçekten güvnebiliyordu. Belki yaşadığı travmalar onu bu hale getirmişti belki de sadece öyleydi işte. Tanrının özenle şekillendirdiği ince parmakları, enstrüman ın tuşları üzerinden çok hafifçe sürtünerek kayarken aklına Aurelio su geldi, bu gece onun gibi yetenekli bir müzisyene yaraşır bir sevgili olmalıydı, Doğrusunu isterseniz müzikle bu kadar yakından ilgilenmesinin sebebi bile Aurelio nun ta kendisiydi tanıştıkları gece, o gittikten sonra odasında ki Piyanonun başında oturup saatlerce bir şeyler çalmış hatta daha sonraları daha iyi çalabilmek için akademik derslerinin bir kısmını bırakarak müziğe yönelmişti. Nikki için ne kadar cesura bir karar olduğunu tahmin edebilirdiniz herhalde. Güzel yüzünü sol yanına çevirerek Britannia Foxworth-Smythe a selam verdi, oh az daha onu farkedemiyordu, herkes gibi onunla da fazla samimi değildi ama koskoca 'Dayshire Koleji' nde duygularını önemsediği bir avuç insan içerisinde yer alıyordu, sevimli bir çocuktu iyi niyetli olduğunu anlamak için gözlerine bakmanız bile yeterliydi yine de gülümsemedi ona sadece selam verdi ve önüne döndü
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valérie Vacher

Valérie Vacher

Mesaj Sayısı : 266
Kayıt tarihi : 05/03/10
Nerden : Sibirya kurduyla foto çekiliyordu en son.

MesajKonu: Geri: Konser   Cuma Mart 26, 2010 11:18 pm

İtişip kakışan çocuklar, koridor boyunca birbirlerine tuhaf şakalar yapıp, sesli kahkahalarla birbirlerini eğlendiriyorlardı. Kimisi içinse tam tersine, bu kulak tırmalayıcı ve üniversite gibi saygın bir ortam için fazlasıyla yersizdi. Her iki tarafında anlam ifade etmediği belki de tek insan; Hazel'di. Ne itişip kakışmaları esnasında çıkan gürültüler, ne de yaşlarının verdiği olgunluk yerine şımarıklık yapmaları şu an onu ilgilendiriyordu. Genişçe koridorda bulunan büyük dolabına anahtarı açmak için yerleştirdiğinde bir terslik olduğunu farketmiş, anahtarı çeviremediği için bu tersliğin daha büyük boyutlarda olduğunun da bilincine varmıştı aynı zamanda. Eğilip baktığında kilitle epey bir oynanmış olduğunu görüp allt dudağını ısırdı düşünceli bir biçimde. Anahtarı tekrar cebine atarak ince aralıklarından tutarak çekti. Zorlanmasına gerek kalmadan açılan dolaptan o esnada dökülenler yanında bulunan diğer öğrenciler dahil herkesi şoke etmişti. Sadece Hazel başını eğip ahlaksız birinin yaptığı bu yakışıksız şakaya burnunu kırıştırarak bakıyordu. Ayağıyla şaka malzemesi görevi gören, ama hiçte öyle amaç gütmeyen şeyleri ayağıyla bakmak için çevirdi. Yanı başında kaşlarını kaldırıp kırmızı yanaklarla yere saçılan eşyalara bakan Nikola'ya ufak bir tebessüm sundu. "Sanırım belasını arıyor" demesine karşılık Nikola sadece gülümseyip "Bu ay üçüncü, her kim ise ondan elinden geldiğince uzak dur" Hazel gelen öğretmene göz ucuyla bakarak Nikola'ya "Bence o benden uzak durmalı Nikola..." dedi ve Profesöre kastî yapılan bu 'şakayı' şikayet etmek yerine alakasının olmadığını ve çok utanç verici olduğunu söyledi. Profesörün odasında olanları tekrar anlatırken Nikola da dışarı da bekliyordu. Profesör Lambri'nin üniversitenin bu bölümündeki bir kaç Profesörle konuştuğunu görünce meraklanmıştı. Dersler bittiği için etraf pek sessizdi konuştuklarını rahatça duyabiliyordu. Demek akşam üzeri okulda bir konser vardı. Ah, işte şimdi gerçekten sevinmişti. Hazel'in dışarı çıkmasını sabırsızca bekledi...

Tüm bunlar olup biterken, resim sınıfının yetenekli öğrencileri isteksizce eşyalarını toplayarak tuvallerindeki boya bir an önce kurusun diye tuvallerini depoya taşıyorlardı. Valerie ise bayan Catherina'ın sınıfa yeni getirdiği bitkilerle ilgilenmekle meşguldü. Çünkü çalışmış olduğu resme devam edebilmesi için kuruması gerekiyordu. Profesörün söylediğine göre artık klasik çalışmaları aşıp, kendisine özgü eserler yapmaya başlamalıydı. Pek sevdiği menekşegillerden oluşan saksının toprağına ince parmağını hafifçe bastırarak ne zaman sulandığını kavramaya çalıştı. Pek kuru bulduğu toprağı özenle ve her zamanki dikkat kesilmiş ciddi haliyle ıslatırken, Profesörün de kendisini gülümseyerek izlediğini farkedip nazikçe tebessüm etti. Sınıfa yeni gelen, kendilerinden bir kaç yaş büyük olmasına karşın lise talebesi gibi duran çocuğun askeri kamptan fırlamış hareketleri tüm sınıfı pek eğlendirirken, öğrencileriyle arkadaş olmayı tercih eden bayan Catherine onun bu tavırlarına anlam veremiyor, sadece tuhaf tuhaf bakıyordu. Rahat bir toplumda yetişen insanlara göre, o çocuğun davranışları kalıplaşmış geliyordu şu an için. O kimbilir kendileri hakkında ne düşünüyordu tabi. Hele Profesör sınıfa girip tuvallerin başına geldiğinde Valerie'nin yerinden kalkmadan işine devam etmesini açıkça küstahlık saydığını bile söylemişti, kendisi dimdik duruşuyla kadını selamlarken. Bu ufak tefek ilginç çocuğun sınıftan iyice soyutlanmaması için en güvendiği öğrencisinden yardım almayı uygun gördüğünden kızı bir kenara çekerek, bu günkü konsere onunla gitmesini ve toplumsal farkların saygısızlık demek olmadığını ilk elden öğretmesini istemişti. Eh, şimdi de ilgilenmek zorunda olduğu çocuğu bir kaç tatlı söz ile kandırıp kantine çıkmaları çok vakit almamıştı.


En ön sıradaki koltuğa ince fiziğiyle tatlı bir aristokrat beyefendisi gibi oturmuş ufak, kara kedisini zaman ve mekan kavramından soyutlanmışcasına hayran hayran izliyordu. O kadar güzel çalıyordu ki, buna bir nebze olsun şaşırmıştı. Keşke müzikle ilgilense diye düşünüyordu. Onunla resmen gurur duyuyordu. Sınıf arkadaşlarının, öğretmenlerinin küçümsemesine rağmen ne kadar mükemmel bir eşe sahip olduğunu bu gün herkes öğrenecekti. İlk evlendiği aylarda merakla O'na kendisini sorup duran kızlar ve oğlanlar, kelimelerinin nasılda kifayetsiz kaldığına şahit olacaktı. Özenle taranmış siyah saçların kokusunu burnunda hisseder gibi oldu, pürüzsüz tenin yumuşaklığına dokurmuşcasına uzun, sarı kirpiklerini kırpıştırdı ve parmakalrı hareket etti kendi duyacağı bir sesle; alkışladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   C.tesi Mart 27, 2010 1:46 pm

Cam kenarındaki masasında oturmuş Jeremmy nin notlarını özenli bir şekilde okulun armasıyla süslenmiş sert lacivert kapaklı defterine geçiriyordu. Dağınık çalışan biri olduğundan insanlar yazılarının bir erkek için şaşırtıcı derecede düzgün, tertipli ve okunaklı gözükmesine şaşırlardı, Brit ise bu şaşkınlığı hafifçe gülümseyerek karşılardı hep, kendisi harfleri satırlara zarifçe dizebilme yeteneğini biraz dile olan yatkınlığına biraz da gerçekten odaklandığı işlerde başarılı olabilmesine bağlıyordu. Nasıl dağınık bir çalışma masasında titizce düzenlenmiş bir masadan daha rahat hareket edebiliyorsa tertipli bir defterde yazanları da biçimsizce kaydedilmiş şeylerden daha rahat algıladığını söyleyebilirdi. Kulağa çelişki gibi geliyor değil mi? Oturduğu yerde hafifçe kımıldanarak çevreyi rahatsız etmeyecek bir frekansta çaldığını işittiği telefonunu bir kaç deneme sonucunda bulup çıkardı ''Alo...ben mi? üniversite kantinindeyim.'' cep telefonunu önce sol eline aldı ardından da başıyla omuzu arasına sıkıştırdı, sağ elinde tuttuğu tükenmez kalemiyse hafifçe yukarı kaldırmış sanki tutukluk yapmış gibi öne doğru savuruyordu, tanrının özenle şekillendirdiği incecik narin parmakları tüm o özenli çalışmaya rağmen yer yer şarap rengine boyanmaktan kurtulamamıştı, şüphesiz ki işini bitirince bu lekeleri farkedip vaktinin ufak bir kısmını onları silmeye harcayacaktı. ''Oh...'' vakit kaybetmeden sandaliyesinden kalktı öyleki kalemini masada bırakmayı bile unutmuştu, küçük adımlarını genişleterek kantini boylu boyunca aşmaya başladı bu esnada hala telefonda konuşuyordu ''Hemen geliyorum efendim.'' sonra birdenbire aklına geliveren bir şey üzerine aceleyle arkasını döndü genç bir kızla onun yaşlarında ya da azıcık daha ufak görünen bir oğlandı telefonunu kulak hizasından ayırmadan uzaklaştırarak ''Afedersiniz çelloma göz kulak olabilirmisiniz? Fazla sürmez sadece beş dakika...''
x
Normalde son derece dikkatliydi, ama söz konusu Aurelio olunca bir süre sonra düşüncelere dalmıştı öylesine dalmıştı ki dış dünyada neler olup bittiğini algılayamaz hale gelmişti. Eğer başını hafifçe eğip baksaydı Onu düşündükçe parmaklarının nasıda heyecanla titrediğini görebilirdi. Durumu ondan önce farkeden Sigmund yanına yaklaşarak omuzuna nazikçe dokundu ''Nikki ellerin titriyor.'' sesi endişeliydi, piyanistinin bu halde sahneye çıkamayacağını düşünmüştü herhalde, Nikki bir anda şaşkınlıkla düşüncelerinden sıyrıldı-ki bu şaşalaması Sigmund u hayretler içinde bırakmıştı-bakışlarını ince parmaklarına doğru eğdi ''Önemli bir şey değil efendim, kısa süre içerisinde geçecektir performansımı etkilemez.'' başını ağırcana öbür yanına çevirdi ve gecenin sürpriziyle göz göze geldi Aurelio su en öne oturmuş, o güzelim ellerini yavaş bir tempoyla birbirine çarpıyordu. Sigmund un cevabını beklemeden bir anda ayağa kalktı, gözleri mutluluktan titremeye başlamış dudakları tarifsiz bir gülümsemeyle bükülüvermişti. Üzerindeki onlarca meraklı göze aldırmadan yanına gitti ve kollarını gururla doladı ona
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
Pierrot

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Konser   Ptsi Mart 29, 2010 12:24 pm

Oğlanın kantin sırasındaki herkesle mesafeli ve ciddi,emri hazır biçimde yaklaşımını göz ucuyula izliyordu. Doğrudan ona baktığı her saniye kızarıp, şaşaladığı, daha da el pençe divan durduğunu görebiliyordu. Bu kadar baskı altında yetişmiş olma imkanını düşündükçe ona üzülmüştü. Ancak sorunda değildi, okula alıştığı bir kaç sene içerisinde düzeleceğinden emindi. Çünkü resim sınıfındaki bir çok kişi, gerçek bir sanatçının duygusallığına ve anlayışına sahipti ona göre. Farklılıkları yadırgamaları ilginç olurdu. Hatta bir çok açıdan ilham verici olabilirdi bile. Çocuğun bir süre sonra alıp getirdiği yiyeceklerle karnını doyurmasını beklerken, etrafta merak üzere dolaşan açık mavi gözleri, üniversite talebesi olmayan birine denk gelmişti. Ya da kendini onu daha önce hiç görmemişti. Yanındaki çelloya bakınca yüzü sevinçle aydınlandı. Favori enstrümanıydı çünkü ve çalındığı zaman belki de en mest edici sesi çıkarıyordu. Telefonla konuşmasını sade bir tebessüm ile izledi ve yanlarına gelip sorduğu soruya memnun bir tavırla "Elbette" dedi.

Nikki'nin dalgın tavırlarını bir süre izledikten sonra, Sigmundla konuşmasını da sessizce dinledi. İtiraf etmeliydi ki, her ne kadar evli de olsa Nikkiye dokunmasından, haz etmiyordu. Tipik bir kıskançlık örneği değildi, çünkü Nikki'nin geçmişine bakıldığından ona olan antipatisinin nedeni anlaşılabilirdi. Neyseki etrafta daha fazla Earnshaw yoktu... Nikki kendisine baktığında ellerini birbirine kenetledi ve gülümsedi. Aurelio da yanına gelmesini büyük bir sabırsızlıkla bekliyordu. Hatta hemen kendisi gitmemek için zor sabretmişti. Dudaklarının güzel gülümsemesi ve o minicik bedenin salınışı bile aşkını yüzlerce defa katlayıp, tarifsiz bir mutluluk olarak kalbine baskı yapıyordu. Yanına geldiğinde kendiside kollarını ona doladı. "Harikaydın sevgilim, gerçekten harika"

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   Ptsi Mart 29, 2010 1:18 pm

Brit olduğu yerde hafifçe yaylandıktan sonra, minnet duyduğunu fazlaca belli eden bir yüz ifadesi ve ses tonuyla ''Harikasınız! Size gerçekten minnetarım.'' On yedisinden küçük durmasa da aşırıya kaçmayacak ölçüde bebeksi bir yüze sahipti bu yüzden fırlama tavırları üzerine yakışıyordu. Telefonu pek te bir dikkat etmeden kapadıktan sonra kırmızı çello kutusunu kıza tereddütsüzce teslim etti, bir güzel sanatlar öğrencisi olduğu için enstrümana gerektiği kadar nazik davranacağından şüphesi yoktu.Ardından koşar adımlarla performans salonuna doğru yöneldi neyseki şansı vardı da kantinle salon birbirine çok yakındı bu sayede nefes nefese kalmış olsada kısa sürede oraya varabilmişti gel gelelim babası ortalıklarda yoktu sadece Nikki nin piyanosunun yanında dimdik ayakta duran Bay Earnshaw ı görebiliyordu. Ah bu arada Bay Earnshaw okulun yetiştirmekle övündüğü eski mezunlarından biri, ünlü bir piyanistti , yoğun turne programları, konserler ve röportajlardan fırsat buldukça eski okuluna gelip gönüllü olarak orkestralarla ilgilenir, müzik dersleri verirdi. Brit onun gerçekten nazik ve iyi bir insan olduğunu düşünüyordu. ''Bay Foxworth-Smythe, babanız fazla kalamadılar sadece size bunları vermemi rica etti ve bir de konser saatinde mutlaka burada olacağını bilmenizi istedi.'' diye özetledi adam. Harika! Babası ne kadar meşgul olursa olsun hemen her konsere yetişirdi gülümseyerek Sigmund un kendisine uzattığı şeyleri aldı.

Aurelio sunun iltifatı mermer gibi beyaz yüzüne tatlı bir kızarıklık olarak yansımışı ''Gerçekten mi?'' azıcık geri çekilerek Aureliosunu bir süre hayranlıkla izledi. İşte buradaydı! En ön sırada yerini almış gösteriyi izlemek için bekliyordu! Ne kadar da heyecan verici! Sevgilisine bir kez daha sarıldı sonra yapmacık bir sitemle ''Senin yüzünden el parmaklarım titriyor ne yapacağım ben şimdi?'' 'görebilmesi için' ince ellerinden biriyle omuzunu sıkıca tuttu. Hatta şu anda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu bir de evlilik aşkı bitirir derler düpedüz saçmalık.


666:P
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
Pierrot

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Konser   Ptsi Mart 29, 2010 8:09 pm

Valerie nazikçe gülümsedi, çocuğun sevimli ve bıcır bıcır yapısı karşısında yavaşça sevimli bir şeyler karşılaşmış biri gibi kıkırdayarak burnunu kırıştırdı. Kendi kardeşini hatırlamıştı da, böyle şirinlikler yapsa bütün gün mıncıklarıd herhalde. Gidişini izledikten sonra yanından toz olan, askeri kamptan fırlamış çocuğu aradı gözleri. Kaşları yavaşça havaya kalkıp, istemsizce ofladı. Bayan Catherine onu elinden kaçırdığını duysa kızmazdı ama amaçlarından uzaklaşmalarına bozulurdu. O esnada ise Nikola ve Hazel'in çıkıp gelmesiyle onları masaya davet etti ve tatlı tatlı sohbet etmeye başladılar. Çelloya meraklı bir bakış atan Nikola, herhalde okulda Sigmundun olduğunu bilse heyecandan yerinde duramazdı.

"Elbette" Sevgilisinin bu derece güzel çaldığı piyano karşısında resmen büyülenmişti. Hatta biraz daha merağı olsa müzik bölümüne geçmesini tavsiye edebilir, olmadı arada derslerde uğramasını isterdi. Tabi şu Lambri parazitinin kıskanç bakışlarını farkedip rahatsız olmasını da istemezdi. Aurelio da Nikkiye sarıldı tekrardan. Tatlı parfümün kokusunu hissetmek hoşuna gidiyordu. Nikki'nin yapmacık sitemine karşılık kendi şımarık masumiyetiyle şakacıktan karşılık verdi. "En iyisi ben gideyim" Yavaşça şaka yaptığını belirtmek için ufak dilini dudaklarının arasından çıkarıp göz kırptı. Yavaşça parmakları çocuğun ince ellerini kavramış, titremesi geçsin diye ovuşturuyordu. Tabi daha büyük bir heyecana da şuan kendisi kapılmıştı.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Flora J.Gallagher

Flora J.Gallagher

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 26/03/10

MesajKonu: Geri: Konser   Salı Mart 30, 2010 2:24 pm

Sigmund u endişeli bir tavırla yanına gelip bir şey konuşması gerektiğini söyleyen sınıf arkadaşı Sunny le bırakarak kantine döndüğünde iyi bir haber almış olduğu için yüzü gülüyordu. Ah aslında babasını böyle sık boğaz etmemeliydi adam ne kadar meşgul olursa olsun oğlunun yer aldığı her türlü etkinliğe katılmaya gayret ediyordu, o halde eğer herhangi bir gösteriye gelemediyse o zaman muhakkak geçerli bir sebebi vardır. Bu kadar kırılgan olduğu için bazen kendine kızıyordu ama ne yapabilirdi ki engel olamıyordu işte, doğası gereği ilgi ve dikkate birazcık düşkündü. Tüm bunları kafasından atarak, sol bileğini içe doğru çevirip el yapımı saatinin kaçı gösterdiğine bir baktı, henüz bir buçuk-iki saat kadar vakti vardı şu Jeremmy nereye kaybolmuştu acaba? Hiç bilmediği koskocaman binada yalnız başına kalmak hiç hoşuna gitmemişti. Sonra insanları daha fazla oyalamamak için hızlanarak çellosunu teslim ettiği kızın yanına doğru yürüdü ''Döndüm, çok bekletmemişimdir umarım?'' diye sordu ince kaşlarından birini kaldırarak.

Aurelio nun yaptığı şeyleri takdir etmesi ve desteklemesi tarifsiz derecede hoşuna gidiyordu. Daha önce hiç kimse Nikki ye bunu hissettirmemişti. Biçimli dudaklarını sevgiyle eşinin yanağına değdirdi bunu yaparken insanların hakkında ne düşündüğü umurunda bile değildi. Açıkçası gelecek planları arasında da akademik bir kariyere yönelmek vardı gelgelelim eğer Aurelio yla aynı sınıfa düşeceğini bilse üniversiteyi bitirir bitirmez hiç düşünmeden müzik bölümüne yazılmak gibi bir çılgınlık ta yapabilirdi. Tatlı tatlı kıkırdayarak ''Hayır sakın !'' sanki tehtid eder gibi tek kaşı havaya kalkmıştı ama şakalaştığı halen belli oluyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
Pierrot

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Konser   Salı Mart 30, 2010 6:17 pm

Valérie parmaklarının ucuna bulaşan boyaların noktalarını temizlemekle meşguldü, bir yandan da Nikola ve Hazel ile konuşuyordu. Ah, tinerin o ince uzun parmakları bozacağı aşikardı ama bunu önemsemiyordu sanki. Daha sonra gösterişsiz bir gülümseme ile yeniden gelen çocuğu selamladı. "Hayır bekletmedin." Üniversite ortamı olduğu için sizli-bizli konuşmayı pek sevmiyordu. Zaten ona da bir yabancı gözüyle bakmayı istemiyor, hem de rahat edip yanlarına oturmasını en azından samimi davranarak belirtmek istiyordu. "Konser için liseden gelen öğrencilerden misin?" dedi, üniversitenin müzik bölümünde olupta konsere katılanlar olup olmadığını bilmediğinden sorma ihtiyacı hissetmişti. Hemde belki hoş bir sohbet yakalayabilirdi. Nikola'nın "Lütfen otursana." ve Hazel'in de beden diliyle yer verircesine desteklemesi üzerine bakışlar yine çocuğa çevrildi.

Destekleyecek, beğenecek birilerini bulabilmekte en az Aurelio'yu o derece mutlu ediyordu. Tabi ondan da aynı zarif tavırları gördüğüne çok memnundu. Zaten desteklemese bile -Lambri meselesi yüzünden- romantik bir parçayla gönlünü almayı başaracağına inanıyordu. Nikki yanındayken ilham perileri resmen oldukça bonkör davranıyordu. Sanki sonsuz bir beste kaynağı, Nikki'nin ruhunun derinliklerinden, kendi zihnine akıyor ve bunları sadece notalara dökmek kalıyordu. Daha evvel bestelemek için çok zorlanması gerekmiyordu ama Nikki ile tanıştıktan sonra, onun verdiği aşkın ve güvenin etkisiyle daha önce buruşturup çöpe attığı bestelerin sayısı çok aza inmiş, her fikrini en azından dinlenebilir bir kıvama getirmişti kendine göre. Tatlı ve nemli dudakların 'bahşettiği' buse ile tüm bedeni titredi. Tarifi imkansız, şehvet gibi anlık zevkten uzak, tatlı bir ürperme ve coşkunluk hissi. Bunu her sevgilide bulamazdınız. Öyle bir histi ki, Aurelio bu gün evlenmeyi dahi göze almıştı. Nikki'nin gelecekteki planlarını da bozmayı hiç istemezdi. Akademik kariyerini sadece aynı sınıfta olmak için bozmazdı, itiraz etmekten de çekinmezdi. Ancak düşlemesi bile muhteşem bir hayal, ve imkan olsa yerine yerleşmiş düzeni bozmayacağına inansa çok hoşuna giderdi. Dudakları geri çekilmeden evvel, kiirpiklerine ve alnına değen siyah, parlak saçlarını kokladı ve kulağına "Seni çok seviyorum, Nikki" dedi saf bir çocuk inancıyla. Kolları etraftakileri unutmuşcasına beline sarılıp kendisine çekti. Aynı şakayı sürdürerek alt dudağını dişledi. "İstenmediğimi düşünebilirim Nikkiciğim" Sonra muzipçe dudaklarını ileri doğru büzüp biraz geri çekildi "Sonra gönlümü alman gerekir" Ne tepki vereceğini çok büyük bir merakla bekliyordu. Onu kızdırmaktan çekinmiyordu şu an, hatta içindeki o kıskançlığın tellerini biraz oynatabilirse büyük bir aşk ve sahiplenmeyle kollarına atılmasını da görmek isterdi.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   Perş. Nis. 01, 2010 7:23 pm

''Harika!'' Başka bir işleri varsa onları alıkoymak istemezdi, hoş dersten çıkmış ta biraz stres atıyormuş gibi görünüyorlardı. Aralarına yeni bir oğlan daha katılmıştı arkadaşlarını bekliyorlardı belki de Başını olumlu manada hafifçe ama seri bir tempoda aşağı yukarı sallayarak ''Oh, evet Dayshire Koleji nin orkestrasıyla geldim. Sizler hangi bölümde okuyorsunuz?'' alacağı cevabı beklerken mavi gözleri masadaki gençlerin yüzlerinde tatlı tatlı dolaşıyordu , aslında bakışlarının öyle olması için kasten uğraştığı falan da yoktu, kimseyi etkilemeye çabalamıyordu kendiliklerinden öyleydiler işte. Üniversite öğrencilerinin nazik teklifi üzerine aynı derecede kibar bir şekilde teşekkür ederek önünde duran sandaliyeyi çekti ve oturup neredeyse Nikki kadar becerikli bir şekilde bacak bacak üzerine attı. Sonrasında biçimli ellerinden birini el sıkışma amacıyla öne doğru uzatarak ''ismim Britannia.'' gördüğünüz üzere oldukça girişkendi, konuşmayı da sevdiğinden yeni insanlarla tanışmayı heyecan verici buluyordu.

Eğer Aurelio nun böyle düşündüğünü bilse sevinçten havalara uçardı herhalde, hala bazı şeylerden dolayı kendini ona borçlu hissediyordu. Aurelio yla tanışmadan önce öyle bir dibe batmıştı ki...artık istese bile kurtulamayacak durumdaydı başta not yükseltme, öğrenci liderliği pozisyonu gibi şeyler karşılığında yaptığı iğrenç bir alışveriş olmaktan çıkmış, bazı şeyleri yapması için direk zorlanmaya başlamıştı o bataktan kurtulsa bile hiç kimse tarafından istenmeyeceğine inandığı için çırpınmıyordu da, olan bitene hiç direnmeden göz yumuyordu... Aurelio tam da böyle bir durumda gelip Onu kurtarmıştı işte ve Nikki de Halen onu hayatta güvenebileceği tek insan olarak görüyordu, başka kimsesi yoktu...Açıkçası onunla beraber okumayıda herşeyden çok isterdi, düşüncesi bile karşı konamayacak kadar güzeldi... Kulağına fısıldanan o kelimeler dudaklarına tatlı bir tebessüm olarak yansıdı, komikti belki ama Aurelio ne zaman 'Seni seviyorum' dese ilk günkü gibi heyecanlanıyordu. Ne kadar olgun olursa olsun yaşının bazı özelliklerini üzerinden atamamıştı ''Ben de seni sevgilim. İyi ki varsın'' Kolları beline dolanıp ta oğlanı iyicene yakınına çektiğinde gülümsemesi iyiden iyiye genişlemişti sonra Aurelio nun sözleri üzerine hayretle kaşlarını kaldırdı ''Aurelio? Ciddiye mi aldın yoksa'' incecik ellerini onun omuzlarına yerleştirerek çok masum bir ifadeyle hafifçe dudak büzdü ''Peki gönlünü almak için ne yapabilirim sevgilim?''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valérie Vacher

Valérie Vacher

Mesaj Sayısı : 266
Kayıt tarihi : 05/03/10
Nerden : Sibirya kurduyla foto çekiliyordu en son.

MesajKonu: Geri: Konser   Ptsi Nis. 05, 2010 4:56 pm

Düzgün bir at kuyruğuyla toplanmış, açık sarı saçları omuzlarında düzgünce dalgalanıyordu. Kantinin temiz havasıyla enerjik hissettiğinden, çok aşırı tatlı durmasa da, nazikçe gülümsedi ve oğlanın elini sade, gösterişsiz bir kibarlıkla sıktı. "Resim bölümü, ismim Valérie" diye özetledi. Ardından Nikola "Fotoğrafçılık, ismim Nikola" Hazel ise "Edebiyat bölümü. Hazel. Memnun olduk" dedi ne sıcak ne de soğuk denebilecek, nötr bir ifadeyle. Daha sonra hepsi sessizce yerlerine geçerek oturmasını beklediler, o esnada da gözleri hepsinin tartışmasız favori enstrümanı olan çelloya kaymıştı. Konserin başlaması için sabırsızlanıyorlardı. O esnada, esneyerek yanlarına gelen siyah saçlı oğlanın zaten uzun olan boyunun şu esneme işiyle iyice uzamasına çaktırmadan gülmüşlerdi. Edward, dikkatini çeken bu 'uğraşılacak bücürler' topluluğuna doğrultup, ne sırıtıyorsunuz dercesine muzur bir hareketler silsilesiyle yanlarına ilerledi. "Neye gülüşüyorsunuz?"
-Can sıkıntısı XD-

Aurelio istemeden kıkırdamakla yetindi. "Hayır şaka yapıyorum, endişelenme." Nikki'nin yüzündeki masum ifadeyle gülümsemesi genişlemişti. Bu şirinlik abidesinin uyandırdığı hisleri tarif etmek imkansızdı elbette. Daha sonra uzaktan uzaktan atılan bakışların ve gülüşmelerin farkındalığıyla biraz duraklar gibi oldu. Bundan çekindiğinden değil ama insan içinde eşiyle tatlı dakikalar yaşamaktan pek hoşlanmıyordu. Bunu rahat edemediği için değil, Nikki'nin o cazip halini bir başkasının görmesini istemediğindendi. Çocuğun elini yavaşça tutarak "Bahçeye çıkalım mı? Konser saatine döneriz?" diye merakla sordu. Ayrılmaması gerekiyorsa bir şey demezdi elbette, ancak açık alanı kapalı alanlara tercih ederdi. Hemde Lambri'nin isminin duyulmaya başlamasıyla huzursuzlanmıştı, şimdi kıskançlık krizlerinin sinirini bozmasını izin vermemeliydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   Çarş. Nis. 07, 2010 9:41 pm

''Ben de...Görünüşe bakılırsa hepiniz sanatçısınız ama farklı bölümlerdensiniz. Nereden çıkardıysam ben aynı sınıftan olduğunuzu düşünmüştüm. '' kendi sersemliğine atfettiği çok ufak ve şirin bir kıkırtının ardından çikolatalı sütünden bir yudum aldı. İnsanın sevdiği işi yapması kadar güzel bir şey olmasa gerek, eğer bir üniversitede güzel sanatlar okuyorsanız ilgilendiğiniz sanat dalı sizin için bir hobiden fazlası demektir. Özelliklede resim gibi fazlasıyla sabır gerektiren bir işi sırf elinizde bir diplomanız olsun diye icra etmezdiniz. Bu arada ilgi çekmekten hoşlanan biri olarak-ki ilgiden de öte sanatının taktir edilmesi çok hoşuna gidiyordu- herkesin bakışlarını kırmızı renkli çello kutusuna yönlendirmesi çok hoşuna gitmişti, günün büyük bir bölümünde yüzünden hiç eksik etmediği tatlı gülümsemesi biraz daha genişledi. Yüzünü masadaki toluluğa yeni katılan gence döndüğü sırada arkasından sinsice yaklaşan siyah saçlı kız ince ve düzgün yapılı parmaklarını yan kahküllerini başının üst kısmına doğru sıyırınca irkilmişti, kötü niyet içermediği sürece böyle şeylerden rahatsız olmazdı aksine kedi gibi sevilmek hoşuna gidiyordu. Kız parmaklarını Brit in narin omuzlarına indirdi, farkında olmadan simsiyah boyanmış tırnaklarını biraz sertçe batırıyordu sonra oğlanlardan uzun boylu ve siyah saçlı olanına ''Senin tipine gülüyorlardır'' diye çıkıştı.

İsteyeceği en son şey Aurelio yu küstürmek olurdu herhalde ''Böyle şakalar yaptığın zaman endişelenebiliyorum. Hayatımdaki en önemli şeysin, seni çok zor buldum ve kaybetmekten ölesiyle korkuyorum. '' bazen Aurelio nun söylediği herşeyin şaka olduğunu bilse bile sırf bu yüzden endişelenmeden duramıyordu. Keşke onu ne kadar çok sevdiğini kelimelerle anlatabilseydi. Ah sadece tavırları biraz donuktu ama bu da Nikki nin soğuk karakterinden kaynaklanıyordu o kayıtsız mavi gözlerin eşine bakarken nasıl da büyük bir aşkla dolduğunu görseniz siz de anlarsınız zaten. ''Peki'' diyerek gülümsedi Aurelio nun neden dışarıya çıkmak istediğini anlıyordu ve bu sebep açıkası gururunu okşuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
France Lavera

France Lavera

Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 09/04/10

MesajKonu: Geri: Konser   Paz Nis. 11, 2010 5:18 pm

Valerie şık bir gülümseme ile "Hayır sadece arkadaşız, zaten senelerimiz de farklı, Hazel yüksek lisansını bitirmek üzere, Nikola birinci sınıfta ve ben de son senemdeyim." Hazel zaten normal bir üniversite talebesiden çok, ileri zekalılar için açılmış bir bölümde okuduğundan en iyi tabir şu an meşgul olduğu durumdan bahsetmekti. Nikola en küçükleriydi zaten ve kendisi de yüksek lisans için çalışmalara başlayabilecekti. Hazel ise "Konser saat kaçta başlayacak?" demekle yetindi, herkesi bakışları çello kutusundayken. Zaten bir süre sonra ilgi Edward'a ve çocuğun arkasından yaklaşan kıza yönelmişti.
Edward ise tepeden tepeden Nyx'e bakarak sanki üzerinde bir mıktanıs varmış gibi bu sataşmaya imalı bir sırıtma yolladı. "Sen de ne hikmetse her yerde laf atmak için hazır bulunuyorsun" yavaşça dil çıkararak sanki o yokmuş gibi sarışın oğlana dönüp sırıttı. Yavaşça kızı ince imasını sürdürerek baştan aşağı davetkar bir biçimde süzdükten sonra tamamen aksi bir biçimde de kayıtsızca bakışlarını hemen yanındaki Valerieye çevirdi. "Şu konser ne zaman başlayacak ve ne zaman bitecek? Bir an önce buradan çıkmam lazım" diye dert yakınırcasına yanaklarını şişirdi. Lambri'nin sınıfında olmanın iğrenç getirilerinden biriydi şu mıymıntı liseli konserlerini izlemek. Dışarıda bir sürü işi olan ve yarına ödevleri biriken biri olmasa bir kaç saat katlanabilirdi ama özgürlüğü kısıtlandığında dünyanın en haz verici işi bile olsa bayık geliyordu. Bakışları tekrar Nyx'e yöneldi kendisine herhangi bir şekilde hiç bakıyor mu diye, şimdi bayan muhalefet buna da laf ederse hiç şaşırmayacaktı, yüzüne bunu karşılayacak güzel bir gülümseme çöktü ve "Eee bayan Nyx, son görüşmemizden bu yana neler yaptınız?"

Aurelio bu tatlı ufaklığın sözleri üzerine ufak bir kahkaha atmadan duramadı. Hayır, alay etmiyordu ama şakalalrının bile onu endişelendirmesinde sevimli bir şeyler vardı. Belki de gerçek sevginin hissettirdiği o coşkunluk yüzündendi bu kahkaha, nedenin sorsanız asla açıklamayazdı. "Endişelenme hayatım, benden o kadar kolay kurtulamayacaksın" Aurelio, bir insanı sevdiğini söylüyorsa her şartta bu devam ederdi. Nikki'nin yapacağı herhangi bir sinir bozucu davranış, kızdırmaya yönelik sözleri vesaire; Aurelio'yu o kadar çabuk bezdirmezdi. Zaten asıl olan sevginin bu olduğunu düşünüyordu. Nikki ile arasını açacak şeyler öyle eften püften bir kızgınlık ya da fikir uyuşmazlığından çok daha öznel davranışlardı. Bunları da aşmaya kalkışmayacağından hiçbir surette alınganlık yapmacağını belli etmekte fayda vardı. Bahçenin temiz havasını ciğerlerinde hissettiği an, etrafa bakındı biraz. Hem oturacak, hem de yalnız kalıp rahatlayacakları bir alan bulmak istiyordu. Bunun için üniversite ortamında kimi zaman pek şanslı olamazdınız, çünkü iyi yerleri kapmak için herkes önce davranmak istiyordu. Nikki'nin incecik koluna doladığı parmakları bulduğu yeri gösterirken gevşemiş, incitmeyeceği bir hareketle de çekmişti. Banklar dolu olacağından, diğerleri gibi çimlere yayılmaktan kendisi şikayetçi olmazdı. Geniş ve gölgelik bir ağacın yanında durarak, etraftaki kır etkisi yaratan yeni ekilmiş bahar çiçeklerine, vızıldayan ufak arılara baktı. Yeni biçilmiş olmasına rağmen bir düzine papatya bahçınava gizlice savaş açmış gibi serpilmeye başlamışlardı. Ah, hepsi ne kadar da mutluluk vericiydi. Böyle bir manzarayı sevdiğiniz insanla paylaşmanın tadı kelimelere sığmayacak kadar muhteşemdi. "Çimler kuru görünüyor, oturalım mı?" diye sordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   Salı Nis. 13, 2010 4:08 pm

''Anlıyorum'' başıyla yumuşak bir hareket yaparak sözlerini destekledi, bu esnada hafifçe gülümsüyordu ardından saatine doğru eğilip Hazel ın sorusunu yanıtlamak üzere biçimli dudaklarını araladı '' Kırk beş dakika kalmış.'' bu soğuk tavırlı genç Onu birazcık ürkütmüştü, hayır kesinlikle hoşlanmamak gibi bir durum değil sadece insanları okuma üzerine doğal bir yeteneğe sahip biri olarak ne düşündüğünü ya da ihtiyaçlarını kesinlikle anlayamıyor, bu sebeple O na nasıl yaklaşması gerektiğini de tam olarak kestiremiyordu ancak fazlaca ciddi göründüğü için bir de 'ciddi' duruşlu diğer insanlardan edindiği deneyimlerden samimiyetten ve fazla canlı hareketlerden hoşlanmıyor olabileceğini-en azından kafasının kaldırmayacağını- düşünmüştü, bu yüzden yakın arkadaş olmadıkları sürece Hazel le iletişim içerisindeyken daha temkinli hareket etmeye karar vermişti. Nyx in uzun tırnakları ise Edward ın sinir bozucu hareketleriyle doğru orantılı olarak Britannia nın narin omuzlarını iyiden iyiye delmeye başlamıştı bunun üzerine bir de e yaptığının farkına bile varmadan tüm ağırlığını oğlanın üzerine vererek cevapladı ''Ne yazık ki her gittiğim yerde bitiveriyorsun!'' sonrasında gelişen konser muhabbeti üzerine bu fırsatı hiç kaçırmayarak ''Müzikten de anca bu kadar anlarsın zaten'' diye kendi kendine homurdandı gel gelelim gencin bu sözleri, asıl karşılık vermesi gereken kişi olan Britannia yı sadece gülümsetmişti. O insanları 'kro', 'maganda', 'zevksiz', 'sanattan anlamaz' diye yaftalamadan önce kişilerin zevkleri, seçimleri ve davranış şekillerini yetiştirilme biçimlerine bağlayacak derecede Humanist bir yapıdaydı hatta zaman zaman Sinir bozucu derecede hoşgörülü olabiliyordu. Edward ın klasik müzikten hoşlanmayışınıda gayet normal bulmuştu hatta şu özgürlük meselesini duysa ona en başta katılan kişi Brit olurdu. Son derece masum ve uysal bir ses tonuyla ''Kırk beş dakika kaldı.'' diye belirterek ateş hattından çekildi, Nyx in öfkesine maruz kalmak istemiyordu. Kızsa kollarını kavuştumuş bir halde Edward a bakıyordu ''Seni alakadar etmez.''


''Sen de benden sevgilim.'' Aurelio nun boyuna erişmek için parmak uçlarında kalkarak yanağına bir öpücük daha kondurdu-içinden gelmişti- ve O nun götürdüğü yöne doğru küçük adımlarla yürümeye başladı. Okuduğu lise de aşağı yukarı üniversite kadar geniş bir alan kapladığından dolayı alışık olsa da Grandhart üniversitesini pek bilmiyordu ama antik mimarisi pek bir tanıdık gelmişti. Bir süre yürüdükten sonra bahçeye çıktıklarında, bütün bir gün boyunca ortalığı kasıp kavuran o şiddetli yağmur nihayet sona ermiş, gerisinde bıraktığı ılık rüzgar oğlanın narin yüzünü tatlı tatlı okşarken, rengarenk çiçeklerin ferah kokularını burnuna taşıyordu. İşte şimdi gerçek bir bahar konseri gibi olmuştu, hoş Nikki başlamasını hiç istemiyordu ya, Aurelio yla geçireceği vaktin sona ermesini hiç istemiyordu. ''Peki, oturalım hayatım'' açık mavi gözlerini Aurelio nun önerdiği yere doğrultarak, normal şartlar altında çimlere yayılmak şöyle dursun kendisine böyle bir şey önerildiğinde bile ne kadar yadırgadığını yüzünden okuabilirdiniz, mümkün olan en hanımhanımcık oturuş biçimini benimsemiş küçük beyi süslü banklardan aşşağısı cezbetmiyordu, ama söz konusu Aurelio olunca adeta 'yayılası gelmişti' hemencecik yere oturdu ve zarif bacaklarını yana doğru büktü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
Pierrot

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Konser   Salı Nis. 13, 2010 6:55 pm

Hazel'in kaşları yay biçiminde havaya kalktı ve bir an duraksayarak düşündü. Ne kadar da çok vakit vardı, neden modern ve her şeyin tıkır tıkır işlediği bir şehirde bile bazı şeyleri yoluna koymaları bu kadar vakit alıyordu da insanları bekletiyorlardı. Bu konuda Edward'a bir nebze katılabilirdi, klasik müzik resitali oldukça ilgi uyandırıcıydı ama bu kadar uzun zaman beklemek zorunda kalmaları her anını en iyi şekilde değerlendirmesine mâni de oluyordu bir bakıma. Edward'ın da aslında kasdetmek istediği buydu. Klasik müziği sevmese, kalkıp bir fakülte okuyup işin en ince detayına kadar eğitimini almak yerine çoklu paylaşım sitelerindeki büyük kitle gibi evde kendi imkanlarıyla kendi müziğini icra etmekle uğraşırdı. Klasik müzik kesinlikle bilinmesi gereken ama Edward'a göre tapılması, bir müzisyen için sadece bir ders niteliği taşıyan bir türdü. Yani klasik müziği dinlerdi ama bunlar zaten ders ve başlıca görevlerdi, asıl ilgisini çeken güncel ve modern müziklerle klasik parçaların alternatif karışımıydı. Eh, beyimiz kendini beğenmiş olunca da, şu ufak tefek liselilerin yaptığına burun kıvırmayı da marifet sanıyor, incitmekten de çekinmiyordu. "Elim sende oynuyoruz sanki" Dedi sırıtarak. Nyx'in mırıltısı da tam da beklediği cevapla yankılanmıştı. O muzur ve sinir tellerinin tir tir titreten ukala gülümsemesiyle Nyx'e kollarını bağlayıp dönerek bilmişce; "Geçmişte yaşamayı müzikten anlamak mı sanıyorsun tatlım? Klasik müzik zaten dinlenmesi gereken bir şeydir, ama kimse yarım saat sonra başlaması gereken provamı elimden almamalı" Kaşları yavaşça havaya dikilip kızı o ukala tavrıyla süzerek burun kıvırdı. Oğlanın aradab kaçınması dikkatini bile çekmemiş, kim olduğuna dair en ufak bir bilgisi olmadığından sadece endekslendiği Nyx'e laf atma derdindeydi. Britannia kalkıp kendisine ders verse de bu ilgisini hiç çekmeyeceğinden cevap vermeye bile tenezzül etmezdi. Zaten böyle saçma sapan bir tartışmayı da sadece Nyx'i çıldırtmak için ortaya bilinçlice atmış, kızın muhalefet tavırlarıyla kurnazca eğleniyordu o kadar. Ardından Nyx'i daha da bozmak için kırıtık bir duruşla sandalyeye eğilip yaslanarak kıza sivri bir imayla "Hmm, pekala. Abin neler yapıyor? Motorsiklet zevkinde son durum nelerdir çok merak ediyorum?" dedi ufak, gıcık bir kıkırtıyla. Şu an çok fazla eğlendiği bir kesindi.


"Buna sevindim, aşkım" Aurelio tatlı, biricik eşinin ufak öpücüğüyle resmen mest olmuş, ayakları yerden kesilmiş gibi şapşallığa varan bir tatlılıkla gülümsüyordu. Genelde canımlı cicimli konuşmaları saçma bulan asil Aurelio'muz, Nikki'ye sarfetmek için yeni hitaplar, aşk sözcükleri bulmak için şiir kitabı karıştıracak kadar ileri gitmişti. Kendisi de her ne kadar aristokrat bir aile de eğitim almışta olsa, yere oturmaktan çekinmezdi. Ailesinde de bunu pek yadırgamazlardı zaten. Genelde bahar aylarında, küçüklüğünden hatırladığı kadarıyla doğayla baş başa kalmak için sık sık şehir dışı tatilleri yapan maceraperest ama bir o kadar da zarif insanların içinde büyümüştü. Hani, kalkıp büyük ve gösterişli salonlarda da yerde oturmazdı ama üniversiteyi pek modern bulduğundan birinin karışması ya da ayıplaması tuhaf olurdu. Bu yüzden de kristal bardaklar kadar narin eşine bunu önermekten çekinmemiş, kabul ettiğini görünce de rahatlamıştı. Yavaşça gülümseyerek rüzgarda dağılan saçlarını toplayıp yanına kuruldu. "Üşümüyorsun ya?" Bu narin ve incecik bedenin en tatlı bir rüzgarda bile üşüyeceğini tahmin ettiğinden hemen annesi gibi sormuştu. Yavaşça kolunu yana açarak bundan hoşlanacaksa yaslanmasını bekledi. Yaklaşması için o kadar fazla sabırsızlanıyordu ki...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   Çarş. Nis. 14, 2010 10:51 am

Britannia tatlı tatlı gülümsemeyi sürdürdü. Aslında orkestra burada davet üzerine bulunuyordu ve gösteri saati koleje bizzat üniversite tarafından verilmişti, binaya erken gelmelerinin sebebi son provalarını konser salonunda gerçekleştirmekti. Brit, Edward ın ne düşündüğünü az çok anlayabildiğinden ona kısmi olarak hak verebiliyordu, ama Nyx oğlan kadar incelikli düşünen biri değildi, genelde ağzına geleni söylerdi hatta kendisi bir türlü kabullenemesede insanlarla didişmekten pek bir zevk alıyordu ''O halde defol git Edward! seni burada kimse zorla tutmuyor!'' kızın bu nezaketten uzak çıkışı üzerine Brit in ince kaşları ufak bir şok etkisiyle havaya kalkmıştı neyseki kendisini çabucak toparladı ''İkinize de hak veriyorum, klasik müzik dinlenmesi gereken bir türdür ciddi dinleyicisi olup olmamaksa kişinin kendi tercihine kalmış böyle bir sebepten dolayı insanları 'zevksiz' ilan etmek hata olur, ben de edebiyat klasiklerine fazla sempati beslemiyorum mesela. Ayrıca tek bir müzik türüne bağlı kalmakta çok doğru bir iş değil bence ama sizi de burada durmaya zorlayanın ne olduğunu anlamış değilim. Bildiğim kadarıyla konsere katılım opsyonel, hem öyle olmasa bile artık liseli çocuk değilsiniz, uzun bir yoklama seansının ardından öğretmen gözetiminde sınıfça dizilip izleyeceğiniz ya da konser hakkında sözlüye çekileceğiniz yok. Daha önemli bir işiniz varsa onunla ilgilenmelisiniz.'' son derece iyi niyetli bir şekilde konuşmuş olsa da şüphesiz ki gence destek çıktığı için Nyxie nin öfkesini üzerine çekecekti, Edward a yönelik sözlerindeyse kendisine boşu boşuna eziyet etmemesini söylemeye çalışmıştı. Nyx se genç adama laf sokuşturma derdindeyi ''Bilmem ben senin yanında sanıyordum, aynı prototiptensiniz ya.''



Nikki nin ailesiyse sakin ve rahatına düşkün bir yaşantıyı tercih etmesine rağmen pastoral atmosferlerle özelliklede piknik gibi etkinliklerle pek içli dışlı sayılmazdı, herkesin programı fazlasıyla yoğundu zaten, sadece arada bir dinlenmek için çiftliğe giderlerdi Nikki nin ise orayı pek sevdiği söylenemezdi yanlız evlerinin gerçekten çok büyük ve bakımlı bir bahçesi vardı, hava ısındığında burada son derece şık çay partileri düzenlenirdi. Çim konusuna gelince elbette yere oturmak ayıpladıkları bir şey değildi ama çok fazla haz ettikıleri de söylenemezdi yani mesela şöyle bir düşündüğünde babası yere oturmadan önce çevresindekilerden bir sandaliye falan talep ederdi. Ama söz konusu Aurelio olunca önceden yapmaktan hoşlanmadığı -ya da tecrübe etmediği, ön yargılı bir şekilde yaklaştığı-şeylerden gerçekten zevk alabiliyordu. Sevgilisinin teklifi üzerine kibar bir gülümsemeyle ''Sen beni ısıtacağına göre sorun yok.'' hiç vakit kaybetmeden yaklaşarak minik bir kedi yavrusu gibi sarıldı ona, başını göğsüne yaslayarak iyicene gömüldü ''Çok mutluyum Aurelio, konsere gitmek istemiyorum.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valérie Vacher

Valérie Vacher

Mesaj Sayısı : 266
Kayıt tarihi : 05/03/10
Nerden : Sibirya kurduyla foto çekiliyordu en son.

MesajKonu: Geri: Konser   Çarş. Nis. 14, 2010 12:24 pm

Kızın bağırışına zerre kadar sinirlenmek yerine, sinir bozucu yüz mimikleri kıpırdamadan ufak bir kahkaha sundu. "Belki tutan bir şeyler vardır?" dedi Lambri'den çok, çocuğunu azarlar gibi bağırıp çağıran Nyx'i şöyle bir süzüp. İmasını anlayabilirse ne hoş, ancak bu sinirli hali kavramasına da engel olursa bir kaç gün zaman vermek iyi olurdu. Muhtemelen ne ima etmek istediğini anlar, ya hoşlanır, ya da daha da sinirlenirdi. İsmini bile bilmediği oğlanın kurduğu soluksuz uzun cümleyi 'acaba ne geveleyecek?' edasında dinlerken, kendi tarafında az buçuk oluşuyla sırıttı sadece. "Bunlar senin bildiklerin ufaklık" İşleri biraz şaibeli bırakmanın kimseye zararı olmayacağını düşünmüştü. Evet belki Lambri iyi öğrencilerine civciv muamelesi yapmıyordu, ancak Edward da iyi bir öğrenci sayılmazdı. Çileden çıkarttığı tek kişi şu an yanında bulunduğu ekip değildi sadece. Lambri kendisine pek prim verecek bir tip olmasa da, arada birbirlerinin canını üstü kapalı bir biçimde sıkmaktan geri kalmıyorlardı. İşte bu malzemenin üstüne gelen Nyx ise, zaten sıkıntıdan kuduran ve önüne set çekilmiş gibi engellenen Edward için oyun oynanacak en zevkli malzemeydi. Bunu kıza kötülük olsun, küçük düşürüp eğleneyim mantığıyla değil, az buçuk ilgisini çekmek için yapıyordu. Birisi karşısında sinirden kudurduğunda bundan zevk duyuyordu. En favori kahramanı ise elbette Nyx'di. En fazla onu seviyordu. "Bu dolaylı yoldan benzeştiğimiz anlamına gelir Nyx" dedi ve sırıttı.
Valérie ise Britannia'nın söylediklerini dinledikten sonra ayağa kalkıp, "Prova salonunu gezebilir miyiz? Eski mezunların olduğunu duymuştum?" dedi. Nikola ise, konserin reklamlarına bile bakmamış olduğunu bu esnada keşfetmiş, ama aklına Sigmund'un katılabilme ihtimali bile gelmediğinden merak içinde "Ben de merak ettim doğrusu..." dedi ayağa kalkıp ellerini Hazel'in omuzlarına yaslayarak. Hazel ise sadece ilgili bir biçimde sarışın çocuğa dönmüş, sessizce ne diyeceğini merak ediyordu.

Kara kedisinin kollarına yerleşmesiyle gülümsemesi tatlı bir haz ile doldu ve kollarını sıkıca sardı. Bedenin sıcaklığı, yanaklarının yumuşaklığı ve saçlarının güzel kokusunu hissedebilmek son yıllarda aldığı en büyük keyfi sağlıyordu. Sevdiğiniz birine sarılmaktan öte başka bir mutluluk olamazdı Aurelio için. Uzun ince bacaklarını yavaşça ileriye doğru uzatarak rahat bir pozisyona geçti. "Isıtırım elbette" diye mırıldanarak saçlarının arasına ufak bir kaç öpücük bıraktı ve okşadı. Parmakları sevimli bir muzurlukla kollarını ovalarken, acaba elleri üşümüş müdür diye endişelenip birini yavaşça tuttu ve avuçlarını ovaladı. "Konsere gitmek istemiyor musun?" Ufak bir kahkaha atarak başını ağaca yasladı. "Ben bir yere kaçmıyorum Nikki, konserden sonra yine beraberiz, bak yüzüğüme -yüzüğü taşıyan elini öne çıkararak- Her zaman birbirimize ait olacağız. Hem seni piyano başında görmekten beni mahrum edemezdin, bu çok zalimce olur"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
London Chatterley



Mesaj Sayısı : 553
Kayıt tarihi : 21/02/10

MesajKonu: Geri: Konser   Çarş. Nis. 14, 2010 3:26 pm

Nyx kaşlarını çatıp, kollarını kavuşturmaktan başka bir şey yapmadı duyduğu sözler elbetteki hoşuna gitmişti ama Edward denen şeytan kendisiyle oyun oynama amacı güdüyor olabilirdi, eğer onun oltasına takılırsa şüphesiz ki rezil olurdu. Edward a bu kozu vermeyecekti hayır! Hem onun kadar çapkın biri bu sözleri muhtemelen daha önce onlarca kız için daha söylemişti. Bu yüzden ağzını açıp ta herhangi bir cevap vermedi, sadece sustu ve gencin Britannia ya ufaklık muamelesi yapışını izledi oğlan Nyx i hayretlere düşüren bir sakinlikle sadece kibarca tebessüm etmişti, onun yerinde olsaydı var ya... burnundan getirirdi o Edward ın! Hatta hemen şu anda çocuğun yerine ona iyi bir cevap geçirbilirdi ama Edward ın sözlerinin kendisine iyi bir koz verdiğini düşünüyordu ve bu fırsatı kesinlikle geri tepemezdi yüksek sesli ve uzun bir kahkaha atarak ''Şimdi sen öğretmen gözetiminde mi takılıyorsun Edward?!'' kendini tutamayıp bir kez daha güldü '' Bizim asi rockstar ımız, o kadar da 'jim morrison sı' değilmiş, hmm daha çok küçük bir oğlan çocuğu gibi...'' zafer kazanmış bir komutan gibi kasılıp sırıtarak. İster kabullensin ister reddetsin insanlarla didişmeyi çok seviyordu ve fazlacana da gururlu olduğu için bu didişmelerden muhakkak galip ayrılmalıydı. Bu kadar geçimsiz biri olduğu için pek fazla arkadaşı da yoktu ama bunu pek dert ettiğini söylemezdiniz. Ellerini beline yerleştirerek tekrar konuşmaya başladı ''Biz Cloud la birbirimize zerre kadar benzemeyiz, ama bence ikinizin pek çok ortak noktası var daldan dala konmalar, şu asi rockstar tripleri falan...bence bir motor da yapmalısın böylece tam olursun''

Valerie nin teklifi ise negatif olaylardan çok çabuk sıkılan Britannia ya ilaç gibi gelmişti, ''Tabii memnuniyetle.'' kararlı bir tavırla masadan kalkarak çello kutusuna doğru ilerledi Nyx ve arkadaşına sırtını döner dönmez uzun süredir içinde tuttuğu ufak bir kıkırtıyı sessizce serbest bırakmıştı, tek falsosu elini seri bir hareketle dudaklarına kapamış olmasıydı herhalde. Ardından Çelloyu kavrayıp itekledi, sonra Nikola ya döndü ''Ben de heyecanlandım şimdi...'' masaya oturduğundan beri bir kere bile ağzını açmadığı için Nikola nın çekingen biri olabileceğine karar vermişti ama onun Bay Earnshaw ın eşi olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti herhalde gerçeği öğrendiği zaman epey bir şaşıracaktı ama olumsuz manada değil tabii ki. Diğerlerinin de kendisini takip edeceğini umarak performans salonuna doğru yürüyüp kapıdan içeriye girdi. Anfi düzeninde tasarlanmış bu odanın sahnesi üniversitenin şanına yaraşır derecede büyüktü , artık resitalin başlamsına bir saatten az bir vakit kaldığı için iyi yer kapmak isteyenler yavaş yavaş ön sıralara doluşuyorlardı, orkestra nın azımsanamayacak büyüklükteki bir kısmı da ya yerlerine yerleşmiş ya da sahne kenarlarına konuşlanmış bir şeyler yapıyorlardı. Örneğin Muse kendi kendine bir şeyler çalıyordu, Autumn boş bulduğu piyanoya büyük bir keyifle kurulmuş eğlenirken ikizler duvara yaslanmış bir şeyler fısıldaşıyorlardı. Sunny den kurtulmuş olmanın ferahlığını yaşayan Sigmund sa Bay Landner la gösteri hakkında konuşuyordu '' Öğrencileri yavaş yavaş çağırmaya başlayalım mı bay Landner? Geç kalmaları hiç hoş olmaz.'' Bay Landner pek prestijli kolej profesörlerine mahsus o bilmiş tavrıyla '' Bay Earnshaw, Dayshire Koleji evrensel çapta saygınlığı olan bir okuldur, öğrencilerimizde okullarına yaraşır şekilde hareket ederler.'' Sigmund gülümseyerek 'anlıyorum' der gibi başını salladı. Ona kalırsa söz konusu çocuklar küçük beyefendilerden önce ergenlik çağındaki bir avuç lise öğrencisiydiler ve hepsinin birden çok sorumlu davranması beklenemezdi. Her neyse zaten Bay Landner da sadece muhalefet olmak için konuşuyordu ya, konuyu dağıtmak için ''Ah bu arada şu sarışın çocuk yenimiydi? İlk kez bu konserde görüyorum da '' bakışlarıyla Muse dan bir kaç sandaliye ileride oturan narin bir oğlanı işaret ederek.

''Oh evet, Bay Earnshaw, onu sorunlu bir öğrencimizin yerine aldık.''

''Tyler ın yerine mi? Sahi ben de size Tyler a ne olduğunu soracaktım. Kadroda göremeyince şaşırdım, gelecek vaadeden bir çellisti... '' Bay Landner derin bir nefes aldıktan sonra cevap verdi ''Evet öyleydi, Bay Earnshaw, fakat ne yazık ki bir kaç aydır kayıp, 'Wagner V' seferinin yapıldığı gün sırra kadem bastı. Göçmen kafilesine katılmış olamaz, ailelerin izni olmadığı sürece on sekizinden küçükleri yasal olarak birey sayılmadıkları için kabul etmiyorlar, yanına enstrümanı hariç eşya da almamış . Hayatta olduğunu pek zannetmiyorum herhalde ya bir yerlerde intihar etti ya da o günkü kargaşadan faydalanan biri ona zarar verdi, akşam bir konserimiz vardı...Aman herneyse, o çocuğun sonunun böyle olacağı baştan belliydi zaten. '' Sigmund un kaşlarıysa dehşetle havaya kalkmıştı sanki çok olmadık bir şey duymuş gibi ''Olacak iş değil...'' diye mırıldandı.

Nikki Aurelio nun kollarının arasında hissettiği o tarifsiz güven, bedeninin heyecan verici ısısıyla yavaş yavaş mayışmaya başlamıştı. ''Mmmm, şanslı günümdeyim desene.'' O kendisini öpüp okşadıka tatlı tatlı kımıldanıp, mırlıyordu. Sevildiğini hissetmek Nikki nin belkide en fazla ihtiyaç duyduğu şeydi ve Aurelio o duyguyu ufaklığa fazlasıyla tattırıyordu. Yüzünü gözünü ne yaptığının farkında bile olmadan sevgilisine sürterken ''İstemiyorum.'' diye yanıtladı burada Aurelio suyla olabildiğince rahattı, sonsuza dek birlikte olabileceklerini bilse bile bu rahatı bozmayı hi istemiyordu. Bir süre yüzüğü seyrettikten sonra çenesini sevgilisinin göğsüne yaslayarak alttan alttan baktı ona '' Birbirimizden hiç ayrılmayacağımızı biliyorum, ama seni bırakıp gitmek çok zor geliyor aklım sendeyken o kadar saat nasıl bekleyeceğim ben? Eğer o kadar istiyorsan ben sana evdede çalarım.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valérie Vacher

Valérie Vacher

Mesaj Sayısı : 266
Kayıt tarihi : 05/03/10
Nerden : Sibirya kurduyla foto çekiliyordu en son.

MesajKonu: Geri: Konser   Çarş. Nis. 14, 2010 4:31 pm

Bu sessizlikten istediği manayı çıkaran Edward'ın keyfi elbette ikiye katlanmıştı. Onunla dalga geçse bunu daha acımasızca da başarabilirdi. Sadece kızın gözünün içine bakıp gülümsedi. Evet, tatlı, şirin ve ukalalıktan uzak, iltifat ettiğini artık gözünün içine sokmaya çalışır bir şekilde. Kendisiyle alay etmesi üzerineyse eğildiği sandalyeden doğrulmadan bakışlarını önce şöyle bir duraksayarak Nyx'e dikti. Hayır, kendisini gaza getirip eğlenmesine izin vermeyecekti. Açıkçası asiliği, asi olmak ve kendini bir şeyler olmaya adamış o salak insanlar gibi sadece bir tarafa ait olayım da millet kişiliğim muhteşem sansın diye değil, içinden geldiği için yapıyordu. Bu yüzden Edward'ı tanımlamak zordu. İsterse çok uysal başlı olabilirdi, canı sıkılırsa Lambriyle kavga bile edebilirdi. "Jim Morrison'ı severim Nyx, ama kendimden memnunum, onun gibi olmaya çalışmıyorum." diye özetledi sırıtarak. Herhangi bir idolü olacaksa bu Jim Morrison'ın asi hareketleri olmaz, tamamen müzik yeteneği olurdu. "Diğer öğrenciler gibi. Evet, proföserümüz çok katıdır. Derse geç girdiğim zamanların vaktini tutup konsere kalmam konusunda emir bahşettiler." Yavaşça gerinerek doğruldu. Kendisini ezilmiş hissetmiyordu açıkçası. Ancak bayan Nyx'e bir açıklama zorunluluğu hissetmişti. Bunun asıl nedenide temize çıkmak için değildi, şimdi ona söyleyeceği sözün açıklamasını tekrar yapmamak içindi. "Senin epey bir boş vaktin var sanırım?" Sinir bozucu bir kıkırtıyla güldü ve masanın kenarına oturup başını merakla Nyx'i burnunun dibine kadar uzatıp baktı. Sevgili bayan Nyx, tek başına, arkadaşlık edecek kimsesi olmadan konser izleyeceği bahanesiyle buradaydı demek? Ah, işte bu konunun ona tekrar dönmesi için iyi bir fırsattı. "Bana asi rock star diyene de bakın. Sen benden daha asisin haberin var mı? Hiç davranışlarını ölçüp biçmiyor musun? Tıpkı erkek kardeşin gibisin. Eğer sen bir motor alırsan söz, ben de alacağım tatlım" Şımarıkça göz kırparak, aslında Cloudla tavırlarının ne kadar benzeştiğini bir üçüncü şahsın gözünden hatırlatmaya çalışmıştı. Cloud bir asker ve yer yer tuhaf biri olabilirdi. Zaten kendisi bunu kasdetmiyordu, ondaki o tuhaf tavırlar Nyxde de kesilikle vardı ve bunun çok iyi farkında olduğundan emindi. Kendisinin de benzeşen yönleri olabilirdi, ama çapkınlık her bekar erkeğin yaptığı bir şeydi ama bu son senelerde şu cadı ötesi kız sayesinde bir nebze olsun değişmişti. En azından yediği hatları sadece bedensel ihtiyaçları olduğunda gerçekleşiyordu. (=P) Nyx'e doğru hiç bir çekince göstermeden yavaşça yaklaşıp -etrafın ıssızlığıda işine gelmişti- "Daldan dala konduğumu mu düşünüyorsun hala?" dedi kaşları meraklı şirin bir çocuğunkiler gibi havaya kalkarak. Şu sevimli haline karşı koyabileceğini düşünmemekle beraber, itirazınında pek etkisinin olmayacağının bilincindeydi.

Valérie yavaşça sırıtmakla yetindi. Omzunun üstünden çifte bakıp gözden kaybolunca "Edward'ın çenesi kafamı şişiriyor" dedi. Bunu yüzüne de her zaman söylediği için arkasından söylemesinde sakınca görmemişti. Yer yer o kadar konuşuyordu ki, bir kaç defa zararısca pataklamaya kalkışmıştı. Nikola yavaşça güldü Britannia'nın sözlerine, Hazel ise durgunca gülümsemişti itiraf etmeliydi o da meraklanmıştı. Salona girdiklerinde ise yerlerin yavaş yavaş dolmasıyla konser vaktinin yaklaştığı sinyalleri de kulaktan kulağa dolaşıyordu. Lambri bir kaç müzik aletinin akorlarıyla uğraşıyordu; işini bitirdiğinde ise piyanodan sesler geldiğini farkedip Nikki'yi şöyle bir süzmek için bakarken Autumn'ı görünce şaşırmıştı. Kim bilir sersem fahişe nelerde sürtüyordu! Aurelio'nun salonda olduğunu kendisine beş on dakika evvel haber veren üniversiteli gencin sinsi bakışlarıyla yine karşılaşınca olaylar zincirini kavramış, öfkesi yüzüne korkunç bir ifadeyle aksetmişti. Çarpık bir şeytan gibi gülümseyen, bukleli, gri-mavi arası bir tondaki saçlarındaki balık sırtı örgüyü bozmakla uğraşan oğlan, kuzgunlar kadar ürpertici tuhaf kostümüyle orta sırada bir yere yayılmış kendi kendine eğleniyordu. Yumuşak ve bebeksi yüz hatlarından ziyade, ilk bakışta ürpertici ama yine de erkek güzeli olan oğlan etrafa bakıp birini ya da bir şeyleri beklermiş gibi duruyordu. Sert yüz hatları, düzgün ve kalkık kaşlarının altındaki iri buz mavisi/gri gözleri hem çok güzel, hem de bir o kadar tüyler ürperticiydi. Şekilli ve geniş dudakları şeytanlıkla ve yer yer tutkuyla kıvrılmıştı. Bembeyaz yüzü tatlılıktan çok donukça ve çift anlamın o şaibeli çelişkisiyle kafa karıştırıcıydı. Salona teşrif eden yeni konukları görünce gülümsemesi büs bütün çarpık bir ifade aldı. Son zamanlarda kafayı taktığı Hazel'i görünce keyfi epey bir yerine gelmişti; bıraktığı iğrenç ve psikolojik baskı örneği hediyeleri beğendiğini düşünüyordu. Hazel'in peşi sıra ilerleyen Nikola ise etrafa bakmakla meşguldü ve Sigmund'u farketmemişti. İçeriye doğru dağılmaya başladıklarında gözüne düzgün, tanıdık fizik ile şaşkınlıkla acaba doğru mu görüyor diye bakınmaya başladı. "Şu arkası dönük beyefnedinin ismi nedir?" diye sordu Britannia'ya büyük bir merakla.

Aurelio ufaklığının ellerini üşümesin diye yavaş yavaş ovuşturuyordu. Hava ne kadar ısınamaya başlamışta olsa endişeleniyordu işte. Çocuğun mırıldamasıyla sıcak bastığını ve kızardığını hissedebiliyordu. Yavaşça boğazını temizledi, şu tatlı mırıltının etkisini hafifletmek için. O ufak tefek yüzü kendisine süründüğünde heyecanı daha da artmıştı. Omzuna yaslanışı elinde olmadan, beraber oldukları vakitten sonraki o tatlı dakikaları hatırlatıyordu. Omzunda uyurken onu izleyişi, dolgun kırmızı dudakların silik gülümseyişindeki mutluluk, mavi bir inci parçası saklayan kapkara kirpiklerle çevrili gözleri her dakika şefkatin vücut bulmuş halini anlatıyordu. Bunları düşünmemeliydi kesinlikle, yoksa onu asla o konser alanında piyano başında göremeyecekti. Elinde olmasa da alt dudağını sertçe ısırdı. Sözlerin tatlılığı düşünmesini engellemişti. Kanın beynine hücum edip, normal biri gibi sağlıklı cevap vereceği yerde; Nikki ile muzurluk yapacağı dakikaların hayaliyle kan tam aksi yönde seyrediyordu. "Nikki böyle söyleme lütfen" dedi kıpkırmızı olmuş bir yüzle sadece bacaklarını geriye toplayarak. Şu an isteyeceği en son şeydi tahrik olmak ve bunun yol açacağı rezilliği düşlemek bile istemiyordu. Çok utanç vericiydi, arzularına yenik düşmek. (O.o)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   Cuma Nis. 16, 2010 10:38 pm

''Onur duydum.'' Göz temasından kaçınarak yanaklarını şişirdi, Edward a karşı kesinlikle boş değildi ama o nun sadakatinden de bir türlü emin olamıyordu, şu meşhur bedensel zevklerini tatmin edecek türden bir kız değildi Edward ı ne kadar elinde tutabilirdi ki? Genç adam günün birinde bu ilerleyişten sıkılıp çekip gidebilirdi Nyx ise terkedilmeyi kaldıramayacak kadar gururluydu. ''Onun gibi olmaya çalışıyorsun demedim, ne kadar ana kuzusu olduğunu anlatmaya çalışıyordum.'' Şu haline bile zor katlanırken bir de Morrison özentisi triplerine girse iyicene tahammül edilemez biri olup çıkardı ha belki çoğu kız üzerinde işe yarayabilirdi o ayrı. ''Öyle ya da böyle o tepeden baktığın liselilerin durumuna düşmüşsün. Benim profesörüm de gayet katıdır ama kimseye çocuk muamelesi yapmaz, yirmili yaşlarında ki insnaların sorumlulukları kendilerine aittir. Ayrıca ceza verme yöntemi de pek ilginçmiş, klasik müzik konseri izlemek ha?... Hem madem o kadar asi, sıradışı, marjinal bir insansın ne diye aptal bir öğretmene boyun eğiyorsun sesini yükseltsene seni sallamıyorum de çık ve git!'' Halen elinde oldukça büyük bir koz bulunduğu inancındaydı, onu doğru bir şekilde kullanabilirse oldukça işe yarar sonuçlar elde edebilirdi. İnce, şekilli parmağını bir tutam kuzgun karası saça dolayarak öğretmenin yavrucuğu, ana kuzusu Edward dan bir yanıt beklemeye başladı. Burnunun dibine girmesine karşılık geri çekilmemişti, elleri otomatikman az sonra ağız dalaşına gireceği rakibine göz dağı vermek istermişçesine belinin iki yanına yerleşmişti fakat gencin ağzından çıkanlar üzerine anlık bir duraksama gereği duydu ''Ne olmuş boş vaktim varsa?'' bu konu hoş bir teklifle sona erebilirdi o yüzden tam anlamıyla ters bir cevap veripte şansını yok etmek istemedi gel gelelim cilve yapacak kadar da cesur değildi bu yüzden üslubunu fazlaca da yumuşatmamıştı. Cloud muhabbetineyse gerçekten çok ama çok öfkelendi ''Asi olabilirim ne var bunda ayıp bir şey mi? Ama asi olmam Cloud a benzediğim manasına gelmez, kardeşi olmam-ki zaten öz kardeş bile değiliz- da ona benzememi gerektirmez sen kız kardeşindeki zekanın yarısını bile kapabilmişmisin ki bakalım ?!'' Hah Cloud a benziyormuş! Bir de en son ne zaman motorsikletle boş boş turlar attığını, üç kızı aynı anda idare edip düğün gecesi eski sevgilisini düşündüğünü hatırlatsaydı tam olacaktı! Şu Edward bazen insnanı onu boğmak isteyecek kadar öfkelendirebiliyordu neyse ki olay fazla büyümeden daha ciddi özelliklede Nyx açısından olduka mühim bir konuya geçiş yapmışlardı. Kız bir anda sakinleyip ciddileşerek Edward ın yüzüne baktı ''Konmayacağını mı düşünüyorsun?''

Brittania muzur bir kıkırtının ardından omuzunun üzerinden Valerie ye baktı ''Bunu öğrendiğim iyi oldu benim çenemde biraz düşüktür.'' Gerçektende pek konuşkan bir şeydi bu açıdan bazı zamanlar gerçekten yorucu olabiliyordu, ama aynı zamanda güvenilir ve iyi bir dinleyiciydi, insanı rahatlatan bir yanı vardı öyle ki karşısına oturup içinizi dökme arzusu uyandırıyordu. Kendi çevresinde yarım bir açı çizerek Nikola ya döndü, her zamanki gibi hiç üşenmeden tatlı tatlı anlatmaya başladı ''Bay Earnshaw, kendisi bir piyanist. Okulumuzun eski mezunlarındandır, vakti oldukça gönüllü müzik dersleri verir veya orkestra çalışmalarına yardımcı olur. Tatil dönemlerinde turnelerine bizi de dahil eder. Oh! Dur sizi tanıştırayım.'' ardından hiç vakit kaybetmeden Sigmund a seslendi. Adam oğlanlarla yüzleştiğinde sağıksız bir beyazlığa bürünmüş yüzü oldukça sıkıntılıydı, şu Tyler meselesine canı sıkılmıştı. O öğrencinin ne kadar da savunmasız,tehlikeye açık olduğunu daha önceden de cinsel saldırı ve işkenceye mağruz kalmış olduğunu bunun üzerine bir de o halde ölüme terkedildiğini biliyordu, her halde yine o tür bir şey olmuştu gelgelelim bu sefer insan demeye bile dilini varmadığı o iğrenç yaratıklar zavallı çocuğun artık nefes almadığını farkedince hırpalanmış, aşağılanmış, acımasızca kullanılmış bedenini kolay kolay bulunamayacağı bir yerlere atmışlardı. Masmavi gözleri öğrenci çocuğu es geçerek önceliği olan Nikola ya kilitlendi, zayıf kollarını sevgilisinin narin bedenine sıkı sıkı dolayarak onu kendine doğru çekti, sıkıca göğsüne bastırdı. Burada, yanında sapasağlam bir şekilde bulunduğu için nasılda şanslıydı ''iyi ki geldin biriciğim.'' Keşke azıcık daha erken rastlaşsalardı...

Ellerinden bedenine doğru yayılan sıcaklık, avuçlarında ki o tatlı gıdıklanma hissi...hepside öylesine hoştu ki. Bunun yanında Aurelio nun bir anne kadar şefkatli oluşu öylece yatmış hiç sesini çıkarmadan sevgilisinin kalp atışlarını dinleyip her güm sesinde ne kadar şanslı olduğunu hatırlarken daha da fazla güvende hissetmesini sağlıyord. Gözleri dolu dolu oldu, belki mutluluktan belki de hüzünden sebebini kendisi de bilmiyordu tek söyleyebileceği şu sulu göz haliyle Aurelio ya rezil olmak istemediğiydi bu yüzden başını kaldırmaya cesaret edemeden konuştu '' Öyle ama. Aurelio daha önceden bir kaç kez sevdiğin ve sevildiğinden dolayı böyle küçük şeyler sana çok fazla heyecan vermiyor ama sen benim için bir nimetsin. Benim açımdan bir arada geçirdiğimiz kısacık saniyeler bile hayal edemeyeceğin kadar kıymetli, yaşadığımız herşey sahip olamayacağım kadar güzel, sen hayatıma girmeden önce bu kadar mutlu olabileceğimi rüyamda bile göremezdim seni kaybetmekten çok korkuyorum.'' Bunun yanında Lambri nin varlığı yüzünden bir hayli gergindi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
Pierrot

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Konser   C.tesi Nis. 17, 2010 12:26 pm

Kızın sözlerini sadece dinlemekle yetindi. Bir zaman durup masaya gösterişli bir oturuşla iyice yerleştikten sonra bakışlarını hiçbir çekince göstermeden kıza dikti. Gözlerini kaçırmasının ardındaki nedenden az buçuk haberdardı. Şu kötü şöhreti yüzünden bir çok kız gibi onunda kendisinden korkmasına şaşmıyordu. Ancak belki de bilmediği başka sebepler olabilirdi. Kendisini itici ve zaman kaybı olarak görmesi de olasıydı tabi. Bu açıdan yapabileceği bir şey yoktu, zaten üsturuplu bir ilişki yürütememişlerdi kaç senedir. "Aman ana kuzusu olmayayım diye kasmadığımı belirtiyorum zaten ben de Nyx" Farklı yollardan aynı mevzuyu bulmalarına gülmüştü çok hafifçe. "Neden kendi profesörünle kıyaslıyorsun ki? Dediğim gibi, derse girmediğim dakikaları toplayıp ek ders almamı ya da konsere kalmamı istedi. Ek ders alamayacağım gün gibi ortada, mecburen konsere kalmak zorundayım ama sersem arkadaşım provamızı bu güne aldığını haber verdi biraz önce. Ben de kabak gibi kalakaldım. Bu bana göre cezadır ama Profesöre göre zaten kaytardığım dersleri şu an görüyorum. Eğer buna da isyan edebilirim ama bir sene kaybetmektense burada bir kaç saat pineklemeyi tercih ederim. Ayrıca ben marjinal değilim ki, gayet normal üniversiteli bir gencim. Gotik bir görüntüm varsa, saçlarım uzunsa makyaj yapıp oje sürüyorsam beni marjinal olarak sınıflandıran siz bayanlar, şimdi gayet normal davrandığımda neden bunu bana yakıştıramıyorsunuz ki? Ben çıkıp marjinalliğimi ilan ettim mi? Asi Rock Starım diye bir cümle kurdum mu? Bunu çevremdeki insanlar yapıyor, sonrada kalıplarına uymayınca ana kuzusu oluyorum. Bak sen, ne de ince düşünüyorsunuz" Kaşları sıkılmış gibi havaya kalktı ve gözlerini devirip masadan indi. Yavaşça elini omzuna koyup, sırtına yaklaştı ve kulağına sinir bozucu bir kıkırtıyla "Lütfen saygı değer profesörlerimize hakaret etme, belki biri seni ispiyonlar sonra cici Nyx'imiz disiplinlerde sürünmesin." Kızın ağız dalaşına girmiş tavırlarını bile eğlenceli buluyordu. Açıkçası Edward'ın hiçbir şeye sinirlenmeyeceği gün gibi ortadaydı, bu yüzden duraksamanın yarattığı etkiyi sakin kafayla çok iyi görebiliyordu. Daha evvelki tecrübelerine dayanarak evet kendisiyle burada oturup ağız dalaşı yapıyorsa bundan hoşlandığı anlamına gelirdi. Özellikle açık açık onu sinirlendirmek için söylediği şaibeli sözden bile iyi bir anlam çıkarıyorsa bu psikolojisinin kendisinden teklif beklediği anlamına da gelirdi. Başka zaman olsa teklifi hemen yapıştırıverirdi ama sadece susarak tatlı bir biçimde gülümseyerek kızın omuzlarını bırakıp karşısına geçti. "Ben de kan çekiyor sanmıştım, demek cidden insanlar bir arada otura otura birbirlerine benziyorlarmış. Kişiliğinizi benzetmiyorum zaten, ama bazı özellikleriniz benziyor. Sahi, sen kaç erkeği bir arada idare edebilirsin işkillendim şimdi" sanki ilginç bir araştırma esnasında büyük bir gizemi çözmüş gibi meraklı ve şok halinde bir yüz ifadesiyle numara yapıyordu. Kızı iyice kendi kozuyla sıktığına ve çıldırttığına karar kıldıktan sonra yavaşça kahkaha atarak "Dalga geçiyorum Nyx, Cloud'a benzemen için kırk fırın ekmek yemen lazım. Hepimizi toplasalar onun gibi artist ve asi olamayız."
Sonrasında gelen şu duraksama ile yine dikkat kesildi. Ona herhangi bir halt karıştırmayacağını söylerse kesinlikle büyük bir yalan atmış olurdu. Karıştıracağını da açık açık söyleyip gitmesine sebep olmakta aptallık olurdu. Farkına vardığı bir diğer konu ise bu işin kendisi içinde ciddiyete binmeye başladığıydı. Tamam, Nyx'e karşı iyi duygular besliyordu ve ondan hoşlanıyordu ama bu kızın kaprislerine ne kadar süre tahammül edeceğiyle orantılı değildi ne yazık ki. Bir ilişki yaşadığı zaman bunda öncelik cinsellik olmazdı ama devamlı reddedilmeye dayanamayacağı da bir gerçekti. Nyx kendisini ne kadar uzaklaştıracaktı ki, altı ay, bir sene, belki bir buçuk sene? Bedenini kimse paylaşması için onu zorlamazdı, ancak Edward liseliler gibi aşk yaşayıp, sadece el ele tutuşup gezme faslıyla da idare edilemeyebilirdi. Nyx ile sevgili olurlarsa eğer, herhangi başka bir kıza bakma ihtiyacı duymazdı, ancak bu işin boyutlarının da Nyx'in pek hoşuna gideceğini düşünmüyordu. "Gerçek bir ilişkim olursa niçin aldatayım ki?" dedi, ufak bir ima ile. Gerçek ilişkiden kasdettiği tabiki yatak mevzusu değildi, fakat bir ilişkileri de olacaksa bunu ona en başından hissettirmeliydi.

Valérie sadece gülümsemekle yetindi. "Edward'ın dili biraz daha farklıdır, çenesinin düşüklüğü de öyle. Farketmedim sanma, aralarından kaçışını gördüm. Aynı şey Nyxde de var, çok beterler. Biri ağızlarını mühürlemeli" Düzgün dudağının yanında kavis şeklinde beliren gülümseme sönmeden Nikola'yı dinledi. Kendisi Sigmund'u tanıdığından çocuğun vereceği tepkiyi izlemek istiyordu. Hazel ise üçüncü sıraya oturmuş, profesörlere ayrılan yerlere pek yakın görünüyordu. Nikola zaten şüphelendiği sorusuna merakını giderecek bir yanıt aldığında hem şaşırmış hem de oldukça sevinmişti. İnsan eşinin nerede ne zaman konser vereceğini nasıl bir şaşkınlık eseri bilmezdi ki? Bedenine sarılan kollara uyum sağlayarak kendisi de sarıldı. Sigmund'un sıkıntılı ifadesini farketmiş, söylediği sözün etkisiyle durgunca "Canını sıkan bir şey mi oldu Sigmund?" dedi ondan ayrılmadan gözlerini adamınkilere şefkatle dikip. Nikola gibi Sigmunda yaklaşırken bile utanan birinin, koskoca salonda eşine sarılmasının yarattığı utanç etkisinin yanaklarını al al ettiği görülmeye değerdi. Zaten farklı bir ilişkileri vardı, üstelik evlilerdi ve bir de şu Nikola'yı en fazla yaralayan dedikodular yok muydu? İlişkisinden elbette utanmıyordu, hatta ona sarılırken gurur duyuyordu ama göz önünde olup ilgi çekmek hiç ona göre değildi.


Ovuşturup, oynadığı incecik parmakları eğilip yavaşça öptü. Ardından zarif bileklerine hayran hayran bakarken Nikki'nin kedi gibi kendisine sokulmasının heyecanı yavaş yavaş yatışmaya başlamıştı. Nikkinin sözlerini ise başını ağaca yaslayıp dikkatlice dinledi. Haklıydı, belki daha önce bir ilişki yaşadığından bazı ince detayları anlayamıyordu ama gerçekten, bedeni için değil de sadece Aurelio olduğu için ilk defa seviliyordu. Bu açıdan Nikkinin de bilemeyeceği bazı tecrübelere sahipti ve her ne kadar biraz rahat görünse de çoğu konuda onun kadar tedirgindi. Lambriden korktuğunu biliyordu ama Aurelio'ya göre Romeo ondan daha tehlikeliydi. En azından Lambri bir tür aşk besliyordu, ama Romeo da insanlığın zerresi yoktu. Bu açıdan diken üstünde yaşadıklarının çok iyi farkındaydı. Onu ne zaman yalnız bıraksa telaşlanması, her ders arası sınıfına gidip orada olduğundan emin olması, evin kapısını açarken eşikte durup Nikki'yi bıraktığı yerde sağ salim görmek için nasılda delicesine dua ettiğini ona hiç hissettirmemeye çalışıyordu. Öte yandan yaşadıkları ilişkinin bir benzerini daha önce kendisi de hiç tadmamıştı. Amcasının kendisine aşk beslemediğini çok iyi biliyordu, diğer pislikleri hiç düşünmüyordu bile; geriye Lambri kalıyordu tek. Şu an dönüp baktığında onu sevip sevmediğini bile hatırlamıyordu doğru düzgün. Paylaştıkları bir şeyler vardı ama bu şu an Aurelio'nun gerçek aşkı tatmış ve uslanmış hallerinden çok fazla farklıydı. Aşırı dozajda alınmış uyuşturucudan kurtulmak gibiydi, ya da sarhoş bir insanın hep mutlu ve aşk dolu olması gibi saçma sapandı. Nikki ile bu sarhoşluktan uyandığında geriye dönüp bakmaya bile tahammül edemiyordu artık. "Ben senden önce hiç sevilmedim Nikki, sevmedim de. Tecrübem var ama sadece ders niteliğinde, inan bana ben gerçek aşkı sadece seninle tattım." Bunun onu ikna edip etmeyeceği bilmiyordu ama yavaşça yüzünü görmek için doğrulup Nikkiye döndü ve boy hizasına eğildi "Şu anımız benim içinde çok kıymetli, ama düşünsene Nikki sen o piyano başındayken nasıl da mutlu olacağız. Sen herkesi büyüleyeceksin, ben de bununla gurur duyacağım. Bunu gösteriş olsun diye istemiyorum, ama bizden nefret eden ve her zaman canımızı yakmak için uğraşan insanlara bu başarılar güzel cevaplar olabilir de. Ben, sana verilmiş bir nimet değilim Nikki, biz birbirimizi iyisiyle kötüsüyle hakederek bulduk. Sen bunlardan çok daha iyilerine layıksın ama yapabildiğim kadarı bu. Bundan sonra bir tanem, hiç üzülmeyeceksin, üzüntü nedir bilmemelisin sen. Birbirimizi hiç kaybetmeyeceğiz, hiçbir zaman." Sevgilisinin nemlenmiş kirpiklerini farketmiş, şefkatli gülümsemesi titrek bile hal alarak daha da yumuşamıştı. Onun üzüldüğünü düşünmek bile istemiyordu, o hep gülmeliydi, mutlu olmalıydı. Artık göz yaşlarını hiç akıtmamalıydı bu güzel gözler. Her kim bu güzel yüze bakıyorsa, artık iğrenç düşünceler yerine iyi ve insancıl duygular beslemeliydi. Düyadaki hiçbir kötülük artık bataktan çıkmış olanlara dokunmamalıydı. İnce parmakları, yavaşça nemli kirpikleri sildi ve gülümseyerek çenesini kavradı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   C.tesi Nis. 24, 2010 8:19 pm

''Adam konsere kalıp kalmadığını ne bilecek Edward? O tıkış tıkış salonda zahmet edip te seni mi arayacak! Radarları konsere mi odaklayacak yoksa sana mı! '' diye çıkışarak bu anlamsız tartşmayı sürdürdü, Lambri okulun müzik pofesörlerinden biri olarak muhtemelen bu gece çok yoğun olacaktı kolejin profesörleriyle ilgilenmek, onlara ve orkestralarına yağ çekmek hatta belki konuk müzisyenlere yardımcı olmak...bu kadar iş arasında bir de Edward hazretleriyle mi uğraşacaktı yani Hah! ''Rica ederim kendini dünyanın merkezi sanmayı bırak artık peşinden koşanlar alt tarafı üç beş paçoz ha ayrıca ben senin saçına başına, tırnaklarına, gotik imajına laf etmedim. Böylesi kapşonlu üst, kot pantolon kombinasyonundan vaz geçmeyen, kısa saçlı ve sakallı klasik üniversiteli genç profiline uymandan iyidir ama yaşantın bariz bir şekilde 80 lerin Rockstarlarınınkine benzerlik gösterince ister istemez dışarıya bir 'kötü çocuk' imajı yansıtıyorsun dolayısıyla profesörünün sözünden çıkmayan bir inek öğrenci olduğun ortaya çıkınca komik gözüküyorsun'' Gencin son sözü üzerineyse anlamsız bir şekilde aşırı tepki verdi, öyle ki oturduğu sandaliyeden başlama çizgisinden çıkan bir koşucu misali hızlıca fırladı, tüm ağırlığını dirseğinden büküp elini masaya yasladığı sağ koluna vermişti ''Umurumda değil, istediğine ispiyonla kimseden korkum yok benim! En kötü ihtimalle okuldan atılır seneye yeni bir tanesinde öğrenim görmeye başlarım Dea Dia üzerinde onlarca köklü üniversite var!'' Hatta açıkçası bir üniversite bitirmeyi zorunluluk olarak bile görmüyordu maddi zorluk çekmediği için çalışmayı düşünmüyordu, diplomasını duvara asıp koca bekleme gibi bir arzusu da yoktu zaten eh insanların 'üniversite mezunu' diye saygı duymalarına da ihtiyacı yoktu kimin ne dediği zerre kadar umurunda değildi, eh bu öğretim kurumu gerçekten iyi bir okulda 'gurmelik', 'sanat tarihi', 'arkeoloji', 'latince' gibi sofistike bölümler okumadığınız sürece sizi entelektüel falan da yapmıyordu. Daha önce ki ufak tefek disiplin vukuatlarında son derece soğuk kanlı tavırlar takınması da bu düşüncelerini destekler nitelikteydi. Son söyledikleri üzerine ikinci bir öfke krizine daha girmek üzereydi ki Edward ın sözlerinin sadece bir şaka olduğunu belirtmesi üzerine geri çekilerek dik bir duruş takındı ''Bak bu konuda anlaşabiliyoruz.'' Şu ilişki meselesine gelince, her sevgilileriyle beraber olan kızların yaşam tarzlarına saygı duyuyordu, onlara 'fahişe', 'sürtük' gibi isimler takan birine en başta O tepki gösterirdi ama Nyx o yaşam tarzını benimseyebilecek kadar da rahat bir kız değildi açıkçası karşısındaki erkekten de aynısını beklerdi ama Edward dan gerçekten hoşlandığı için aldatılmadığı sürece renkli cinsel yaşamını görmezden gelmeye hazırdı ama fiziksel tatmin onun için gerçekten bu kadar önemliyse de yapabileceği bir şey yoktu '' Gerçek ilişki ha?'' sırıttı.

Britannia da hala gülümsüyordu ''Ateş hattında kalmak istemedim. Ağzım iyi laf yapar ama iş kavgaya gelince pek o kadar iyi değilimdir.'' hele Nyx in karşısında hiç şans yoktu eh Edward ın da onun gibi bir şey olduğunu varsayarsak aralarından sağ çıkamazdı herhalde, alt dudağını ısırıp kaşlarını hafiften kaldırarak ''Çekiştirmek gibi olmasın ama Nyx gerçekten beterdir. Özellikle öfkelendiğinde hiç acıması yok, şerrinden kaçmak lazım.'' gerçi Nyx le öyle çok büyük bir problemide hiç olmamıştı hani Brit i genelde herkes severdi hatta o huysuz kız bile...Sigmundsa biricik eşini ürkütmek istemediğinden son derece iç karartıcı bulduğu şu Tyler meselesi konusunda ağzını açmayacaktı, yanlız duyduklarından sonra Nikola nın üzerine fazlaca titremeyeceğine söz veremezdi sokaklar Dea Dia gibi biryerde bile çeşit çeşit sapık kol geziyordu sonuçta ''Hayır, sadece biraz hastayım.'' oğlanın hareketlerinden rahatsız olduğunu sezerek hafiftan kızaran yüzünü yere eğip kollarını yavaşça aşağıya indirmiş ve konuşurken fazlaca süslü sözcükler kullanmaktan kaçmıştı. İlişkilerinin sıradışılığı şu ana kadar Sigmund için de çevresi için de sorun yaratmamıştı, bilirsiniz sanatçı kesimi farklılıklara karşı fazlaca toleranslıdır hatta böyle şeylerin 'anormal' diye nitelenmesi bile çoğunun tepesini attırır. Hele şu dedikodulardan hiç haberi yoktu, muhtemelen çok yaygın şeyler de değillerdi çünkü Sigmund sırf parası yüzünden evlenilecek biri olmak için fazlasıyla belirgin bir güzelliğe ve eşsiz, doğal bir zerafete sahipti, çevresinde onu elde etmek için deliren pek çok kadın ve erkek vardı, kulisi ya da kaldığı otel odası genelde yerleşir yerleşmez köşesine romantik bir mesaj iliştirilmiş kırmızı renkli güllerle dolardı. Bırakın en kaliteli giysilerine bürünmüş sosyete güzelleriyle otuzlu yaşlarındaki yakışıklı bestecileri bir arada çalıştığı liseli çocuklar bile yüzüne ışıltılı gözlerle bakıyorlardı. Üstelik daha genceciktide, Nikolayla aralarındaki yaş farkı normal düzeydeydi hem oğlanda on sekiz yaşında vardı aile kurmak için küçük bir yaştı tabii ama reşitti sonuçta, evlilik yapması kabul edilebilirdi. ''Bu gün neler yaptın bakalım?''. Onlar kendi aralarında konuşurken Piyanoda oyalanan tatlı Autumn enerik bir tavırla ayaklamış oyalanacak başka bir iş arıyordu. Aslında kendisi akıl almayacak derecede yetenekli bir piyanistti, Sigmund bu yeteneği farkettiği için oğlana özel ders vermeye başlamış bu gün de konseri izlemek için gelen birkaç öğrencinin aksine Sigmund tarafından bir kaç müzik profesörüyle tanıştırılmak için özellikle getirilmişti. Tek sorun bu günlerde biraz fazlacana cana yakın ve aklı havalarda olması dolayısıyla da adamları hayattan bezdirebilme ihtimali bulunmasıydı. Autumn etrafa şaşkın şaşkın bakarken boyunu posunu Heaven a benzettiği Lambri yi farkederek yanına doğru yürüdü ''Merhabaaaa! Aletleri mi akort ediyorsunuz?''

Aurelio nun dudakları, hassas noktalarından biri olan bileklerine dokununca siyah saçlı oğlanın dudaklarının arasından ufak, masum bir mırıltı çıktı. Aurelio nun ne kadar nazik parmakları vardı. Az önce söylediklerini Onu yargılamak, birşeylerle suçlamak ya da sitem etmek amacıyla söylememişti. sadece Aurelio tarafından saçma sapan bulunabilecek bazı davranışlarını açıklamaya çabalıyordu '' Aurelio, bunları seni suçlamak için söylemedim, hayatına giren herkesten daha değerli olduğumu, daha çok sevildiğimi biliyorum. Öyle olmasa senin için canını bile verebilecek bir adamı terkedip daha on sekizinde bulaşmadığı pislik kalmamış bir oğlan çocuğunun yanına gelir miydin? Ne diye uğuruma onca şeye katlanasın...Sen benim biricik koruyucu meleğimsin. Yapmaya çalıştığım sadece gözüne komik ve çocukça görünebilecek hareketlerimi açıklamaya çalışmaktı.'' bir kaç yıl içerisinde yaşadığı tüm bu mucizeler Nikki ye çok romantik geliyordu, şu çok meşhur 'gerçek aşk' ı ilk denemede buluvermişti pek çoğu bunu hayal edemezdi bile, ama Aurelio dan hiç şüphe etmemişti daha dudaklarından dökülen o güzel sözcükleri duyar duymaz doğru kişiyle karşı karşıya olduğunu anlamıştı. Aurelio doğrulup ta yüzüne bakınca kıpkırmızı oldu, mermer kadar solgun olduğu için yeni rengi bariz bir şekilde seçiliyordu. Ellerini küçük suratının üzerine kapayarak mahçup mahçup gülümsedi, utanmıştı. Aurelio yla bir aradayken duyguları çok karmaşık oluyordu tarif edemeyeceği kadar büyük bir sevgi, sonra hüzün, huzur,güven, endişe, kendisine duyduğu öfke ve mutluluk..bir süre sessizce onu dinledi '' Öyle konuşma Aurelio! Sen benim hakettiğimden çok daha fazlasısın, ben senin sayende lağıyımdan çok daha iyisini yaşıyorum bu yüzden kendime kızmıyor da değilim. Bencillik ettiğimi düşünüyorum ama seni asla bırakamam ve eğer mutlu olacaksan saatlerce bile yorulmadan çalabilirim. Ona daha da sıkıca sarıldı iyicene göğsüne gömüldü ''Biliyorum sevgilim, sen hep burada yanımda olacaksın. Hiçbir yere gitmeyeceksin...''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
Pierrot

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Konser   Salı Nis. 27, 2010 10:37 pm

Dudakları alaycı, sinirleri zıplatan bir gülümsemeyle keyifle kıvrıldı. Söz konusu Lambri ise, bunu normal standartlarda değerlendirmek işte böyle bir hataya yol açabiliyordu. "Tam yanında bana bir koltuk ayırmış, Profesörlerin içinde oturacağım, herhangi bir aksilik çıkarmadan konseri izleyeceğim. Bağırma tatlım, sesin bütün okulda çınlıyor, eğer sakin olamayacaksan ben gidiyorum, biraz sonra güzelim saçlarımı yolacak gibi duruyorsun çünkü" dudakları gülümsemesini destekler biçimde aralandı ve pembe dili muzurlukla korkakça kendini gösterdi. Sözlerini takip etmesi ise gıcık ifadesini koruyarak devam etti, bu kız şaşkın falan mıydı, yoksa fazla mı heyecanlanmıştı da dediklerini anlamıyordu? Belki de bilerek yapıyordu? "Heyecan yapma tamam mı?" Aaa, bir de kendisini ispiyonculukla suçluyordu, yazık, neyden neler çıkarıyordu. Yavaşça esnedi ve kedi gibi gerindi, güzelim gününü kızın bu şekilde değerlendirmeye pek razı değildi ve bu çabuk değişen renk yüzüne sıkıntı olarak yansımıştı. "Bırak bana laf yetiştirmeyi de, konsere geliyor musun? Yoksa burada mı kalacaksın?" Şu renkli gece hayatı muhabbetini de hiç onunla tartışacak falan değildi, istiyorsa Edward'ı bu şekilde kabul ederdi, istemiyorsa bu kendi bileceği işti. Kendi bildiğini en doğru sanan, Edward'ın yaşamaktan hoşlandığı ilişki çerçevesiyle alay eden hanım kızımızın bekaretini sevgili kocasına saklamasına saygı duyardı. Zaten umrunda falan da değildi, oturup Nyx ile düşüp kalkma hayalleri kurmuyordu. Yavaşça, ruh gibi süzülerek uyuşuk adımlarla yemekhaneden çıkmak için gideceği yolu yarıladı bile.

Valérie sadece sırıtmakla yetindi, söz konusu Edward olunca bazen ağzın iyi laf yapması da yetmiyordu ne yazık ki. İnce, uzun fiziğini orta sıradaki koltuklardan birine bırakarak öncelik olarak Nikola ve Sigmund'a, ardından da kendi sınıf arkadaşlarının dağılımına baktı. Eh, herkes kendi havasında olduğuna göre herhangi bir yere oturmanın sakıncası olmazdı. O esnada gözüne çarpan, meşhur kıkırtıları ve şehvetli gülüşü dudaklarından eksik olmayan Olivia'ya el sallayarak seslendi. Hiç değişmeyecek oluşunu anlamak için çok iyi tanımaya gerek yoktu, şu çarpık ve davetkar yüz ifadesi bile yetiyordu bir çok şeyi anlatmaya. Kızın el sallayan Valérie'ye ne dediği anlaşılmayan ama neşelendiğini belli eden ses tonuyla karşılık verişine yavaşça güldü. Yanına gelmesini beklerken yere düşürdüğü ufak şekerlemeyi ararken Olivia'nın "Bak Valérie sana kimi getirdim, Bayan Catherina ile sohbet ederken buldum. Çok hoş öyle değil mi?!" Başını yavaşça kaldıran Valérie için büyük bir sürprizdi. "Flavius? Ah, nereden çıktın, çok şaşırdım..." Kaşları bir an şaşalamış gibi havaya kalktı ama kendisini çarçabuk toparladı. Karşılamak için ayağa kalkarken Olivia'ya sitem dolu bakışına gönderme niteliği taşıyan sorusunu Flavius duymamazlıktan gelmişti sadece nazikçe gülümsemekle yetindi. "Profesör davet etti, ben de kırmadım. Fakat biraz işi çıkınca özgür kaldık" Yavaşça gülümsemesi büyüyerek öylece kaldı ve kızın uzun zamandır göremediği porselen bebekler kadar güzel yüzüne hayran hayran baktı. "Seni epeydir göremiyorum, nasılsın?" Valerie'nin oturması için davetine icabet edip, yanına kurulurken o hayranlık dolu gülümsemesi de ilginç bir biçimde asılı kalmıştı. "İyiyim, dersler bu ara epey yorucu, pek dolaşmaya vaktim olmuyor. Howard nasıl? Burada mı?" Flavius'un gülümsemesini yer yer solduran bu sivri soruya eskisinden daha zorlama ve geniş bir gülümseme ile karşılık verdi. "Oh, evet. Onun yanından geliyorum zaten, yaramazı profesör çağırınca gitmek zorunda kaldı. Leon'un kardeşi bu okulda mı okuyordu? O yok sanırım." Kızın olumsuz ve hatta suratsız halini görünce alt dudağını ısırarak bu keyfi sakladı. Ortalıkta ne Leon, ne de şaşpşal kardeşi yoktu demek? Ayrıca Valérie de yalnızdı. Aklında eski aşkına dair kötü bir düşünce olmamasına karşın, kızın yeni edindiği gereksizler tayfasını feci derecede kıskanıyordu. Çok sevdiğiniz biriyle görüşmenizdeki tek pürüz sevgili mevzusu olunca şu yeni gelen hoppa çocuk biraz parazit oluşturuyordu. Tabi ki Howard için böyle düşünmüyordu.

Sigmund'un yüzündeki ifadenin değişimiyle yavaşça gülümsedi. Çevreden Sigmund'a ait olduğunun bilinmesi hoşuna gidiyordu, adamın sahip olduğu bütün özellikleri biraz olsun tahmin etmek için sadece bir kaç saniye bakmanız yeterli olurdu. Bununla gurur duyuyordu, ama kendisinin de ait olduğu yeri, sahip olduğu farkı da çok iyi biliyordu. Bir çok kimse için Nikola sadece Sigmund için heves, Sigmund da Nikola için elinde tutabildiği sürece her şeyinden bonkörce kullanabileceği bir süs bebeğiydi. Belki Nikola pek güzel ve sevimli bir çocuktu ama bu yakıştırmayı kimsenin başına kakmasına da izin verecek kadar vasıfsız değildi. Konu sadece erkek kardeşinin masrafları için hiç hoşuna gitmese de geçerli olabilirdi. Sigmund'un cümlesinin içinde hasttayım sözcüğü geçince ise gözleri çakmak çakmak olmuş, garip bir endişe ve şefkatle bakarak adamın güzel ellerin birini avuçlarının içine aldı. Çok mu üşümüştü? Ya da belki ateşi vardı? Telaşla yavaş yavaş ovaladı. "Neyin var? Şu an kendini nasıl hissediyorsun, bakayım ateşin var mı? Ah, Sigmun çok çalışıyorsun kendini bu kadar yorma lütfen!" Elini yavaşça sevgilisinin alnına götürüp ateşi var mı diye anlamaya çalıştı. Sorusu üzerine ise kapağı açılmış mücevher kutusu gibi ışıl ışıl bir gülümseme sundu dudakları. "Pek değişik bir şey yok, sınavlarım bitmek üzere. Bir kaç arkadaşn proje hazırladık ve bu bizim burslarımızı korumamıza yetti de arttı. Ya sen neler yaptın?"

Lambri başına Azrail gibi dikildiği öğrenciye bir şeyler anlatırken, duyduğu şirin ses ile bir kaç saniye durup karşısındaki çocuk ile bakıştı ve Autumn'a döndü. "Evet, bir sakıncası mı var?" Kaşları merakla havaya kalkmış, ne yumurtlayacak diye bekliyordu. Sinirli ya da agresif görünmüyordu ama sadece biraz 'sabırsızdı' ve ufaklığın çene çalma girişimine set çekmeye hazır bir bakış takınmıştı. Nerede görevi olduğunu bilmediğinden biraz düşünmesine sebep olmuştu bu. Piyano başında olması gereken yaratık Nikki olduğuna göre bu kimdi? Hem şu Nikki nerelerdeydi ki? Kaşları yavaşça çatıldı. Mavi saçlı, Mephisto kılıklı gencin ağır aksak yürüyüşle yanına gelmesiyle sorusuna cevap bulacakmış gibi sakinleşti. Konuşması, salınışı ve yer yer ürpertici bakışlarıyla Heaven'ı andıran genç, yine onunkine benzeyen ama daha değişik aksanı olan genç konuşmaya başladı. "Bahçe" bu tek kelime hem biraz ukalaca, hem muzurca, hem de önemsemeden çıkmıştı. Tam önünde duran arkadan Autumn'ı şöyle alıcı gözüyle bir süzdükten sonra "Profesör, konserden sonra sizinle bir şey konuşmam gerek" dedi. Yanında ufak tefek kalan, sırtı dönük ve henüz tanışmadığı çocuğun abisinin sevgilisi olduğunu bile ne yapardı acaba?

Nikki'yi can kulağıyla dinlerken, gülümsemesi göz alıcı, şık bir sevimlilikle büyüdü, büyüdü. Mırıltısının baştan çıkarıcılığının farkında mıydı acaba küçük bey. Yanaklarını avuçlarının arasına alarak eğilip ufak burnunu öptü. "Hiçbir şeyin bana komik ve çocukça gelmiyor, bence sen çok olgun ve aklı başındasın. Yoksa inan bana, sen de beni istemezdin. Daha on dokuzunda, kız mı erkek mi ailesini bile şüpheye düşüren, hakkında sadakat konusunda hiç iyi dedikodular olmayan birine her şeyi göze alıp güvenmezdin. Eh bu açıdan bakılınca düşündüm de ikimizde pek mantık sahibi değiliz sanırım" Yavaşça başı ve sonu birbirine uyumsuz olan cümlesi için ufak bir kahkaha patlattı. Eğilip, o sevimlilikle kıpırdanan dudaklara ufak bir öpücük kondurdu ve mırlayarak burnunu yanaklarına sürüp o güzel tenini kokladı. Elleyle yüzünü kapatması üzerine kıkırdayarak parmaklarının arasından bakmaya çalıştı. "Ben buna inanmıyorum sevgilim kusura bakma. Eğer biz birbirimze denk olmasaydık, karşılaşmamız da imkansız olurdu. Piyano konusuna gelince, kabul ediyorum ama saatlerce seni dokunmadan nasıl izleyeceğim ben?" Sıkıca sarılmasına ve göğsüne yaslanmasıyla huzurla gözlerini kapatıp saçlarını okşadı. Bedenini sıkıca sarmış, sırtını okşuyordu. Başını yavaşça yana yatırıp pamuk gibi yanaklarını öptü.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Britannia Foxworth
Öğrenci/Dayshire Koleji
Britannia Foxworth

Mesaj Sayısı : 777
Kayıt tarihi : 22/10/09
Yaş : 25
Nerden : İngiltereXP

MesajKonu: Geri: Konser   C.tesi Mayıs 01, 2010 10:25 am

''Edward...bence adamın suçu yok sana hakettiğin muameleyi gösteriyor hepsi bu hatta en iyisi sen zavallıcığı daha fazla uğraştırmada şu koroyla beraber koleje dönün yerin orası arkadaşlarının kafasına kağıttan top fırlatır, akşamları oda arkadaşınla abaza ergen muhabbetlerini yaparsın. Gerçi seni anca daha aşağısı paklar.'' cümlesinin sonuna doğru sesi sinir bozucu bir fısıltı halini almıştı, başıysa söylediklerini desteklercesine bir yukarı bir aşağı oynuyordu. ''Hem bakıyorum da apaçi ağzı konuşmaya başlamışsın 'güzelim' falan bir ağzında sakızın eksik. Söyleyeyim bu şekilde konuştuğun sürece kenar mahalle gülleri haricindeki kızlar için gerçekten itici gözüküyorsun.'' sanki tiksinmiş gibi burnunu kırıştırarak, sahiden de yeni edindiği bu adetler bir tuhaftı kimlerle takılıyordu ki bu çocuk? Ayrıca kızda kendi gününü bu şekilde harcamaya pek niyetli sayılmazdı hani ''Daha vakit var ne zaman kafama eserse o zaman gelirim.'' Kendinden bir miktar uzaklaşana kadar Edward ın arkasından baktı sonra yüzünü pencereye döndü. Tamam Ona karşı boş olmayabilirdi ama oturup arkasından ağlayacakta değildi madem anlaşamadıkları ve uzlaşamadıkları bir nokta var en iyisi akışına bırakmak, olmazsada olmazdı o kadar açıkçası kız da genç adam gibi pek umursamıyordu...

Genç oğlan bembeyaz cılız bileğini kızın sıkı kavrayışından kurtarmak istercesine geri çekiyordu uzun kollarını ''Cecilia lutfen! Bırak artık sahneye döneyim. Gelmeyecekleri belliydi zaten.'' kız ise banamısın demiyordu. Değil oğlanı bırakmak, hafifçe sarsılmıyordu bile sanki arkasında ilahi bir güç varmış gibi uzun parmaklarının altındaki çelimsiz uzuvu tutuyor, çocuk kurtulmak için direttikçe daha da sıkıyordu. Halbuki öyle cüsseli bir şeyde değildi hele boylu poslu hiç değildi ama bir şekilde oğlandan daha kuvvetliydi. ''Nedenmiş o! Liberity, niye öyle bir şey söyledin? Ailenin seni böyle bir günde yalnız bırakması çok saçma!'' Cecilia gerçekten şaşırmış görünüyordu, Liberity ise lacivert gözlerini yere sabitleyerek bir kaç saniyeliğine sessiz kaldıktan sonra zar zor ''Onları suçlayamam Cecilia, çok meşguller.'' diyebildi. Cecilia ya anlatamayacağı şeyler vardı, eve döndüğü zamanlar nasıl hırpalandığı duyulursa okulun koparacağı yaygara, kızın koparacağı yaygaranın yanında sönük kalırdı. Hem herşeye rağmen ailesini rezil etmekten kaçınacak kadar da yufka yürekliydi. Kız oğlanın bileğini acımasızca bükerek, O nu kendisine doğru çekti bu hareket üzerine çevredeki insanların yadırgayan bakışları ikilinin üzerine yönelmişti, Liberity acıyla neye uğradığını şaşırma karışımı kısık bir çığlık attı Cecilia ysa meraklı topluluğa oldukça tehtidkar bir 'ne bakıyorsunuz' bakışı attıktan sonra utançtan kızaran yüzünü, yanaklarına dek uzanan sarı saçlarının ardına gizlemeye çalışan oğlana döndü konuşurken bir yandan da onu kendisiyle beraber koltukların arasında ilerlemeye zorluyordu ''Yapmaaaa! Senden önemli iş mi olurmuş. Ah herneyse, endişeye mahal yok onları bulacağım.'' serseri bir oğlan gibi omuz silktikten sonra tembel tembel esnediği için boşta kalan elini ağzını kapamak üzere dudaklarına götürdü sonra birden tavşan kokusu almış av köpeği gibi dikkat kesildi ''Leon! birisi Leon mu dedi! O senin abinin adı değil miydi Liberity?'' daha Liberity nin ''İkisinin aynı leon olduğunu nereden biliyorsun?'' diye sormasına fırsat bırakmadan topukları üzerinde dönerek önünde durdukları koltuğun iki sıra ilerisinde oturan insanlara odaklandı, Bayaa uzun boylu bir adam, iki tane genç hanım, biri sarışın ve biri de esmer. Üniversite öğrencisiydiler galiba, en fazla yüksek lisans yapıyor falan olmalıydılar hiç biri otuz yaşının üzerinde görünmüyordu. Sesin oradan geldiğinden adı gibi emindi, yaşlarıda Liberity nin abisiyle arkadaş olmaya elverişli görünüyordu. Çocuğuda peşinden sürükleyerek üçlünün yanında bitiverdi ve hiç bir çekince göstermeden ''Afedersiniz Leon mu dediniz acaba? Onu gördünüz mü? Ne tarafta oturuyor?'' nasıl bir anı bölmüş olduğunun farkında değildi, bilseydide umurunda olmazdı zaten. Cecilia pek kibar sayılmazdı ama iyi bir kızcağıdı. Oğlansa sanki 'beni bu işe bulaştırma' der gibi kızın bir adım gerisinde, hatta görünmemek istercesine azıcıkta arkasında duruyor, arada bir çaktırmamaya çalışarak onu vazgeçmesi için çekiştiriyordu.

Sigmund gözünün beğendiğiyle gönül eğlendiren şımarık bir genç kız değildi. Çevresi bunu iyi bildiği için şu sevimsiz dedikodular bir kez bile kulağına gelmemişti, duymuş olsaydı bile değer vermediği bir grup insan müsvettesinin hakkında söylediklerine kulak asmazdı gel gelelim söz konusu Nikola olduğunda gerçekten sinirlenip, kendini bir kavganın içerisinde buluverirdi. Ne çeşit bir insan küçük Nikolasını karaktersizlikle suçlayabilirdi! Kendine teklif edilen basit bir fotoğrafçılık işini bile rededebilecek kadar gururlu bir çocuk bedenini nasıl pazarlayabilirdi ki! Bir süre şefkatle gülümseyerek onun tatlı bir endişeyle çevresinde dolaşışını izledi. Üzülmesine dayanamasa bile şu tatlı telaşesini seviyordu. '' Önemli bir şey değil Nikola, tansiyonum biraz düştü sanırım, biraz atıştırsam geçer hem seni görünce bayaa toparlandım.'' onun ufak beyaz elini alnına götürmesine müsade etti parmakları tenine dokundukça kendini iyi hissediyordu. Sorusuna cevap vermek yerine ise kaşlarını sitemkarca çattı ''Burs mu?'' hemen arkasında duran orkestra sandaliyesine bezgince bıraktı kendini, kolunu uzatarak Nikola yı da elinden tuttu ve nazikçe yanındaki sandaliyeye oturtarak kendilerinden başka kimsenin duyamayacağı bir sesle ''Nikola, neden böyle yapıyorsun. Eğer geldiğim ailenin varlığından nasipleniyor olsaydık tamam ikimiz de utanmakta haklıydık ama biz maddi bakımdan Earnshaw ların en küçük bir desteğini bile almadık ki oturduğumuz evi bile kendimiz satın aldık.'' derin bir nefes alıp devam etti '' Bak tatlım, sen artık benim sevgilim değil eşimsin, biz bir aile olduk. Şu saatten sonra kazandığım her kuruş *bizim* ailemize aittir, eğer istiyorsan okulunu bitirdikten sonra çalışıp bütçemize katkıda bulunabilirsin ama sen mezun olana kadar bu iş böyle yürümek zorunda anlıyor musun.'' çevresine bakınıp yakınlarında pek insan olmadığından emin olduktan sonra oğlanın güzel yüzünü ellerinin arasına alarak gözlerinin içine baktı ''...Hem hiç bir şey yapmasan bile yorgun argın eve gelip o güzel yüzünü görmek bana nasıl iyi geliyor biliyor musun?''

''Yoo'' Autumn kollarını yay gibi gererek iki ufak elini gövdesinin ön tarafında birleştirdi, utanarak profesör olduğunu tahmin ettiği kişiden yarım adım kadar gerilemişti ''Hayır, sadece merak'' buradan sonra başını hafifçe yana yatırarak sadece adamın işini büyük bir ustalıkla icra edişini usulca seyretti. Değim yerindeyse büyülenmişti ama profesörün maharetinden değil, bu adam enstrümanları akort etmede bu denli iyiyse kim bilir Heaven şurada olsa ne harikalar yaratırdı diye düşünerek etkilenmişti. Bir süre sonra izlemekten vaz geçerek, arkasından gelen sesin sahibini görmek üzere omuzunun üzerindne geriye döndü bu baş hareketiyle beraber iricene sarı dalgalarının her biri teker teker hoplamıştı. Ardından gördüğü manzaranın verdiği şaşkınlıkla donup kaldı, doğru mu görüyorum diye açık renkli gözlerini bir kaç kez kırpıştırdı ardından onları ardına kadar açarak genç adamın yüzüne kilitlendi, başını hafifçe yana yatırdı.

Nikki küçük, kalkık burnuna bir öpücük daha istediğini ima edercesine çenesini tatlı bir şımarıklıkla iyicene kaldırarak kıkırdadı ''Kimin mantığa ihtiyacı var ki? Hem ben sana her şartta güvenirdim. Sen hep böyleydin, ilişkimizin her safhasında beni çok sevdiğini hissettirdin.'' ince parmaklarını yukarıya doğru kaldırıp Aurelio nun zarif, altın buklelerinden birini iki parmağı arasına alarak incitmeden çekip bırakmaya başladı ''Hem biliyor musun aşkın ömrü üç yıldır derler ama tanıştığımızdan beri o kelebeklerin tek bir tanesi bile miğdemden eksilmedi. Yanındayken hep ağlıyorum çünkü çok mutlu hissediyorum.'' Dudaklarına konan güzel öpücüğe masum bir karşılık verdi, burnunu yanaklarına değmesi omuzlarını ve başını tatlı tatlı kımıldatıp mırlamasına çoktan sebep olmuştu bile, dokunuşlara karşı çok hassastı hele söz konusu Aurelio nun dokunuşlarıysa...Parmakları arasından bakmaya çalışması üzerineyse neşelenerek ufak bir kahkaha attı parmakları arasındaki aralıkları biraz daha genişleterek ellerini çok hafifçe iki yana kaydırdı ama yüzünü açmadı sonra muzurca konuşmaya devam etti ''Eğer evde çalıyorsam dokunabilirsin.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Valérie Vacher

Valérie Vacher

Mesaj Sayısı : 266
Kayıt tarihi : 05/03/10
Nerden : Sibirya kurduyla foto çekiliyordu en son.

MesajKonu: Geri: Konser   Ptsi Mayıs 03, 2010 9:50 pm

Edward yavaşça durup sözlerini dinledi sadece, ilk defa uzatmayacaktı. Tuhaf bir durumdu ama arada bir esneyip gerinmesinden bu gün havasında olmadığı sezilebilirdi. "Sen daha iyisini bilirsin hayatım" dedi sırıtarak. Şu güzelim sözcüğününde yarattığı etkinin gayet farkındaydı ve tepkilri bu şekilde seyredecekse kullanmaya daha istekli olabilirdi. Gelmemesi üzerineyse, kendisini istemediği kanısına varıp daha fazla üstelemedi. "Peki sen bilirsin" dedi ve yürümeye devam etti. Bir an önce şu konser bitseydi de çıkıp gitseydi. Kapıda durup son bir kez Nyx'e baktı, karmaşık duygularını açıklamak zor olacağı için bu saçmalıktan hemen uzaklaşması için biri sanki fısıldıyordu ama öte yandan geri dönü şu kibrini yenip kıza açık açık teklif etmeyi de fısıldıyordu.

Olivia yavaşça omzunun üstünden dönerek kıza ve ufak tefek oğlana baktı. Eh, demek ekselanslarının mevzusu sadece bu alanda geçmiyordu. "Bilmem, görmedik" dedi ve sonra yavaşça Valerie'ye döndü. Flavius ve Valerie de henüz Liberty'yi farketmediklerinden herhangi bir şey söylememişlerdi. Hoş, Flavius şu keyifli anında karşısına çıkacak ufaklığı görse ne türden bir tepki verirdi acaba? Valerie ise Leon'u arayan bu kızın kim olduğuna dair bilgi edinmek istercesine döndü. Kıskanç falan değildi ama ismi geçince sorma ihtiyacı duymuştu. "Leon'u niçin arıyorsunuz?"

Şefkatli gülümsemesiyle biraz duraksayarak kanın yanaklarına hücum edip, tatlı bir kızarıklığa neden oluşuna izin verdi. Bakışları bile utanmasına neden oluyordu ki sözlerinin nasıl bir etki yarattığını Sigmund hayal bile edemezdi. Sevimsiz dedikodular ise zaten Sigmund'dan çekinenlerin Nikola'ya üşüşmesinden ibaretti. Hayranları ya da sevmeyenleri ne zaman boş bir açık bulursa o zaman saldırıyorlardı. Nikola gibi biri de bunlara gayet müsaitti. "Burada olacağını bilseydim biraz önce kantindeydim, yiyecek bir şeyler getirirdim sana..." Telaşı hala sönmemiş aksine gidip kantinden bir şeyler almayı tasarlar hale gelmişti. Konser biraz süreceği için ikinci bir rahatsızlık iyi olmayabilirdi. Sigmund'un kaşlarının zararsızca çatılmasıyla ise gafını hatırlayıp sessizleşti; fazlasıyla utanmıştı ama bunun nedeni biraz önceki aşka benzer bir şey değildi. Yavaşça yutkunup üste çıkma heveslisi olmadan oturup, konuşmaya başladı "Kötü bir amacım yoktu Sigmund, sadece içine girdiğim bu muhteşem ama yabancı hayata fazla kapılmamaya çalışıyorum. Kendimi bildim bileli çalışıyorum... Bilirsin işte, bizim gibi insanlar hep en kötüsüne hazırlıklı olmak zorundadır." Henüz ölümünden bir sene bile geçmemiş olan babasını, doğduğundan beri hastaneden çıkmayan kardeşini hatırlayınca durgunlaştı. Hayat Nikola için hep iyi şeyler ikram etmemişti. Hiç beklenmedik bir anda bazı şeyleri kaybetmek tahmin edilemez derece de korkutucuydu. "Belki senin için fazla karamsar bunlar fakat eğer bir gün işler yolunda gitmezse ve ben geldiğim yere geri dönersem her şeye baştan başlamak zor olacaktır... Affet beni bu söylediklerim için." Boğazına bir şeylerin düğümlendiğini hissediyordu, yavaşça başını eğip bakışlarını kaçırdı; açık yüreklilikle söylemenin onu kızdırmayacağını umuyordu. Yanaklarına değen yumuşacık bakımlı elleri tutup sıvazlayarak "Sigmund, ne demek istediğini anlıyorum ve haklısın bu yaptığım çok ayıp. Biz bir aileyiz, gençliğime ver... ve ilişkilerdeki toyluğuma..." Yavaşça gülümsemeye çalıştı, ayıbını örtmek istercesine "Hem senin gibi birisi için bunun duyulması da yakışıksız olur" Cesaretini az buçuk toplayıp adamın berrak gözlerine baktı, söyleyecek bir şey bulamamıştı yavaşça gülümsemesi büyüdü ve kıpkırmızı kesildi.


Lambri bu budala çocuğun hala ne gevelemek istediğini anlamaya çalışıyordu. Bedensel hareketlerineb akarak saygısız değil de, birazcık şaşkın olduğunu sezinlediği için fazla umursamamaya karar vermişti. "Tamam, senin bir görevin var mı?" diye sorarkan mavi saçlı oğlanda bu durumu iyi kavrayıp pis pis sırıtmakla yetinmişti. Oğlanın hareketlerini izlerken bakışlarının kendisine odaklanmasıyla sıra bana geldi herhalde diye alt dudağını cazibeli bir tavırla ısırıp -tabiki bilerek yapmıyordu- gitmeden evvel numaralarını izlemek üzere bekledi. "Ne oldu ufaklık?"

Bu tatlı şımarıklığa daha fazla karşı koyamadığı için bir değil, bir kaç tatlı öpücük daha kondurdu ve yanaklarını okşadı. "Bence de Nikki, sevgi gösterme işinde sen benden daha başarılısın." İncecik uzun parmakları saçlarına değdiğinde ürperdi ve gülümsedi. "Ama sen ağlayınca ben çok üzülüyorum. Belki mutlusun ama... dayanılmaz işte." Melankolik ortamı dağıtmak için boştaki elini yavaşça Nikki'nin karnına yaslayıp gıdıkladı "Nerede kelebekler hani?!" yavaşça kıkırdayarak minik yavrusunun yanaklarını öptü durdu. Parmaklarını yavaşça açmasıyla hazine bulmuş gibi gözleri parladı. "Prenses neden yüzünüzü göstermiyorusunuz... Yoksa.. Yoksa çok mu çirkinsin sen?" kahkahasına eşlik ederek parmağını aralıktan içeriye uzatıp açmaya çalıştı ufak bir şımarıklıkla. "Sabırsızlandım şimdi" Şımarıklığını sürdürerek dilini muzurca dışarı çıkardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Flora J.Gallagher

Flora J.Gallagher

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 26/03/10

MesajKonu: Geri: Konser   Cuma Mayıs 07, 2010 1:29 pm

Nyx penceredeki silik yansımasını baz alarak parmaklarını siyah saçlarının arasına daldırdı, onlara bir nebze şekil vermeye çalıştı. Doğrusu düzgün durmaları hiç te umurunda değildi, diğer sosyete kızları gibi kendine öğretildiği şekilde koltuğuna yerleşip bütün gün kabak gibi sırıtacak türden biri olmadığını zaten her fırsatta belli ediyordu ama klasik müzik konserine kabarmış, darma dağınık saçlarla katılması annesini hiç te hoşnut etmezdi. Eve dönünce çene dinleyecek durumda olmayacaktı Derin bir of çekerek kapıya doğru yürüdü...



Cecilia oğlana dönerek gözlerini devirdi. Şu üniversiteli kızlar yirmilerini geçtilermi, hele birde babaları zenginse pek bir
şımarıveriyorlar, kendilerinden küçüklere iyiden iyiye çoluk çocuk muamelesi yapmaya başlıyorlardı. Neyseki sarışın olan arkadaşına nazaran yardımcı olmaya daha hevesli görünüyordu. Omuz silkti '' Ben neye benzediğini bile bilmiyorum. Leon, bu arkadaşımın abisi. Belki gelmiştir diye düşünüyorduk.'' İki kardeş aynı göz rengini paylaşıyorlardı ama eğer kız söylenmeden önce ikisinin kardeş olduğunu anlasaydı Cecilia gerçekten çok şaşırırdı. Ününü duyduğu kadarıyla Leon, umursamaz, kibirli hatta neredeyse narsist bir yapıya sahipti oğlanınsa sakin bir doğası vardı ne kibirli abisine ne şirret kız kardeşine ne de cadoloz annesine çekmişti, elinde büyüdüğü üvey babasını idealist karakerini özümsemişti sadece.

''Aslında tamamen benim dalgınlığım, bu okulda okuduğunu biliyordum kendimi işime öylesine kaptırmışımki çıkıp seni aramak aklıma gelmedi. Çok özür dilerim, eğer daha dikkatli davransaydım beraber vakit geçirebilirdik. Hatta aslında keşke seni koleje yazdırsaydık...'' anlattıklarını dikkatle dinledikten sonra cevap verdi '' Eğer bana bir şey olursa sahip olduğum her şey sana kalacak Nikola, endişe etme ben herşeyi çoktan düşündüm'' aksi düşünülemezdi bile zaten. Earnshawların serveti, kendilerine yeter de artardı bile. Hiver e gelince , Sigmund bu konuda gerçekten çok uzun bir süre boyunca düşünmüştü, nasıl biri olduğunu bilmediği, hayatta olup olmadığı bile belirsiz bir küçük kardeşe miras bırakmanın anlamı yoktu. Bu yüzden evlendikten kısa bir süre sonra otrup vasiyetini yazmıştı. Bazı öğrencilerine bıraktığı bir kaç parça eşya dışında herşeyi Nikola ya kalıyordu. ''Bana güvenmiyor musun Nikola?'' başını sessizce önüne eğdi, kızmamıştı ama çok üzülmüştü. Nikola evlenme teklifini hiç düşünmeden kabul ettiği için, aralarında böyle bir güven sorununun olabileceği hiç aklına gelmemişti. Ona yeteri kadar güven veremediği için kızdı kendine ''İnan kimin ne dediği hiç umurumda olmaz, ben üvey oğlummuşsun gibi davranmana üzülüyorum.''

Autumn hafifçe omuz silkti '' Bu orkestra da görevli değilim, aslında görevim okulun başka bir orkestrasında piyano çamak ama Bay Earnshaw beni bir kaç profesörle tanıştırmak istediğini söyleyerek buraya getirdi'' Parmak uçlarında kalkarak etrafına tedirgin bakışlar attı, Sigmundu görememişti ''Ne yazık ki kendisi bu civarlarda değil galiba.'' ince parmaklarını bir kez daha birbirine kenetledi Lambri nin de tıpkı heaven gibi saygın ama ürkütücü bir havası vardı. Heaven demişken, tabii adam kesinlikle daha güzeldi ama konuşmaya sonradan dahil olan şu genç Autumn ın biricik aşığına fena halde benziyordu. Yüzüne haddinden fazla baktığını farkederek kulaklarına kadar pembeleşti ''Üzgünüm, tanıdığım birine çok benziyorsunuz da bir an şaşırdım''

Burnunda hissettiği çekici ıslaklıkla beraber Nikki neşeli neşeli gülüyordu ''Öylemi dersin? Bu sadece sana özel ama'' hem aurelio nun atladığı bir şey vardı Nikki hissettiklerini fade etmeyi tamamen O ndan öğrenmişti. Belki daha öncesinde duyguları bile yoktu ki. Bu arada hala büyük bir zevkle Aurelio nun saçıyla oynuyordu yanlız bu kez hafifçe çekmek yerine ince saç tellerini iki parmağının arasında nazikçe ovalıyordu. '' Seni bu kadar üzüyorsa söz veriyorum bir dahaki sefere ağlamamaya çalışacağım.''ince bedeni eşinin parmaklarının muzip dokunuşlarıyla kıvranmaya başlamış aynı anda istemsiz bir kıkırdama baş göstermişti ''İşte, işte tam oradalar'' diye nefes nefese güç bela cevapladı. Ceketine yapışan ufak tefek yapraklar ilk kez hiç umurunda değildi. Parmaklarını hiç direnmeden iki yana kaydırdı, açık mavi gözlerinin çevresi kıpkırmızı olmuştu ama gözlerinin içi gülüyordu ''Siz karar verin.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Konser
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Dea Dia :: Grandhart :: Universite-
Buraya geçin: