AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Birinci Oyun

Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Birinci Oyun   Salı Şub. 02, 2010 6:53 am

Kollarının, sırtının hatta narin ufak burnunun bile üşüdüğünü hissediyordu. Yavaşça kıvrandı. Uyanmak her zamanki gibi çok zor geliyordu ancak bir terslik olduğunu hissetmesiyle gözlerini aralaması daha kolaylaşmıştı. Karışmış sarı saçlarını yüzünden geriye atarak kalkmak istedi. En son hatırladığı şey; odasının bordoya çalan duvar kağıtlarıydı. Ancak şimdik gördüğüyse, iç karartıcı denecek kadar koyu, sararmaya başlamış düz bir duvardı. Bir hayal, yada bir rüya; hangisinin yaşıyorsa şuan bir an evvel kurtulmak için gözlerini ovuşturmak istedi. Bir zincir şıkırtısıyla sıçradı. Bileğini kaldırmak her zamankinden daha zorlamıştı kendisini. Mahmur gözlerle anlamsızca, morarmış bileğini saran kelepçeye baktı. Bu da neydi şimdi? Etrafına bakındı neler olduğunu anlamak için. Bedeninin neden üşüdüğünü anlayabiliyordu. Gömleği, gömleği kayıptı? Odayı daha iyi tanımladığında kendi evinde kesinlikle olmayışının dehşetiyle aniden sıçradı. İşte, tamamen uyanmıştı. Bileğini çekiştirip, ısıtmaya yaramadığı belli olan yorganın altından uzun zinciri takip etti. Karşısında bir başka insan bileği bulmaktan ölesiye ürpermişti. Bir çığlık koparmamak için insan üstü çaba harcamıştı. Yanında ki her kimse, yüzüne bakmaya cesaret edememişti. Ölü biriyle aynı ipin ucuna bağlı olduğunu, yanındakiyle aynı sonu paylaşacağını kafasında kurgulamaktan çıldıracak gibiydi. Sadece ters bir şekilde duran, ufak ele bakakaldı. Bir çocuk, yada genç birinin eliydi. Ne kadın, ne de erkek. Tanımlama yeteneğinden mahrum oluşu bir çılgın gibi sadece gelecek tehlikeye odaklı kalmasına yarıyordu. Bileğini kelepçenin içinden geçirip kurtulmaya çalıştı. Olmuyordu, etrafa bakındı, herhangi bir anahtar bulmak için. Oda boşunaydı. Çaresizce elini dudaklarına kapadı ve yumruk şeklini alan kaygıdan buz kesmiş elini, zincirin diğer ucundaki ele değdirdi. Çok sıcak sayılmazdı, ancak bir ölünün iğrenç soğukluğu da yoktu. Bir kaç dakika soluklanmak için geriye yaslandı. Bunu, kimin, neden yapmış olabileceğini düşünüyordu. Aklına gelebilecek, en azından bu türlü bir eylemde bulunacak bir düşmanı olduğunu anımsayamıyordu. Bakışları tekrar yanında yatan kişiye çevrildi. Acaba onun yüzünü görse bir sonuç elde edebilir miydi? Yavaşça örtüyü çekerek derin nefes aldı. Yanındakinin kimliğini öğrenmeden güm diye çarpan kapının şiddetiyle irkilip ilgisi hemen kapıya yöneldi. Bu işin başında her kim varsa işte yüzleşme vakti gelmişti. Sinirinden kuduracak gibiydi, ancak aynı zamanda da yaşam umudunu bir nebze kaybetmiş biri gibi hissediyordu...
Karşısında gördüğü palyaço kılıklı kadın ve yanında duran bayanı görünce gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Bu saçmalığın sebebinin Annabel ve yaında ki ucube Pierrot olduğuna inanmak bile istemiyordu. "Ne haltlar karıştırıyorsunuz burada!" diye bağırdı, öfkeyle yerinden fırlamak için hamle yaparak. Zincirin ortağı yüzünden fazla uzağa gidememişti ama öfkeli bir kaplan gibi üzerlerine atlayacakmış gibi duruyordu. Kadınların pişkin yüzü, öfkesini ve vücudundaki sızıları daha da fazlalaştırıyordu. "Size diyorum, ne yapmaya çalışıyorsunuz! Bu da ne demek oluyor?!" Pierrot'un tek bir manayı barındıran hicivli suratından bir anlam çıkaramayınca, daha insancıl duran Annabel'e döndü.
Gösteri sırası bayanlara geçince, Pierrot sadece Annabel'e dönerek kapının dışındaki iri yarı iki üç adamı işaret etti. "İtiraz ederlerse ne yapacaklarını biliyorsun, ben diğerleriyle ilgilenmek istiyorum. Ona ne istersen yaptırabilirsin, şu andan itibaren kölen sayılır. Keyfinize bakın" dedi Rain'in tüm sinirini allak bullak eden o cadı kahkahasını patlatarak dışarı çıktı. Rain ise; "Neden bahsediyor bu!" demekle yetindi öfkeden köpürerek...


Üst katın, özenle üç dört defa kilitlenmiş kapısını açarken hemen ardında duran iki güzel adama dönerek kıkırdadı "Küçük prens performansından bir şey kaybetmesin diye uyuması için onu yalnız bıraktım, hadi geçin içeriye" Pierrotun sözleri Lambrinin yüzüne korkunç iğrençlikte bir sırıtma olarak aksetti ve Romeo'nun peşinden odaya girdi. İşte, uzun zamandır beklediği an için eline bir fırsat geçmişti ve bunu en iyi şekilde değerlendireceğinden emin olabilirdiniz. Yatakta, mışıl mışıl uyuyan oğlanın beyaz tenine, aralanıp kapanan dudaklarına, ince boynuna geçirilen tasmaya baktı. Şimdiden canını çıkarmak istiyordu feci davranışlarla. Pierrotun omzunun üzerinden dönüp imalı imalı "Siz uyuyan güzele öpücüğünü verin, ben asıl bombayı hemen getireceğim" diyerek yan odaya geçişiyle gözlerini Romeoya çevirip sırıttı. "Bu şeref sizin olsun, en büyük hasret senin sonuçta" dedi hafifçe sırıtarak. Ardından kendisi yatağın hemen başındaki koltuğa kuruldu ve büyük bir keyifle gözlerini Nikkiye çevirdi. Uyandığında ne gibi bir belanın içine düştüğünü anlarken, yüz ifadesini görmek için sabırsızlanıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Salı Şub. 02, 2010 11:26 am

Küçük prenses, çift renkli gözlerini nazlı nazlı kırpıştırıp araladı. İncecik beyaz bedeni korkunç bir ağrıyla sızlarken uykusunu tam anlamıyla alamadığını yavaş yavaş farketmeye başlıyordu kim bilir ne kadar çekilmez biri olacaktı bu gün. Dün gece her zamankinden çok daha zahmetli bir konusu olan edebiyat ödeviyle cebelleşirken rahatsız bir pozisyonda uyuyakalmış olmalıydı. Muhtemelen derse de geç kaldığından, hızlı davranıp kendisini yormasına hiç te gerek yoktu her gün o aptal derslere katıldığına şükretmelilerdi, kalöriferleri doğru düzgün çalıştıramıyorlar mı ney üşüyordu zaten. Kedi yavrusu gibi mırlayarak yattığı yerden hafifçe doğruldu ve sırtını yatağın başlığına yasladı, bir terslik seziyordu. Bileğinde bir ağırlık vardı sanki...evet bir ağırlık...minicik elini yere paralel tutarak görebileceği bir hizaya doğru kaldırdı. Normalde pamuk kadar beyaz olması gereken bileği endişe uyandıracak kadar morarmış, dahası kelepçelenmişti. Kafası diğer insanlardan farklı çalıştığı için ilk tepkisi panik yerine son derece 'Kafkaesk' duran bu durumu, 'ne kadar da salakça bir şey bu şimdi' diye düşünerek karşılamıştı, yüzünde ki sıkkın ifade de bunu fazlasıyla belli ediyordu. Şu berbat morluğun oluşmasına yol açan sersem her kimse yaptığının bedelini ödeyecekti. Uzun ince parmaklarını hafif hafif kımıldattı, bileğini yukarı aşağı doğru hareket ettirerek çıkan şakırtıyı dinledi, hareketleri bir noktadan sonra kısıtlanıyordu kelepçeden sarkan zincirin diğer ucu başka bir yere bağlı olmalıydı ama nereye? Nihayet, o güzel başını çevirerek sorusuna bir yanıt aramaya başladı. Göünüşe bakılırsa başka bir insana bağlıydı, hem de çok iyi tanıdığı birine...

''Rain?!'' O ana kadar sıkkınlık belirtecek şekilde dümdüz duran ince kaşlarından bir muazzam bir beceriyle havaya kalkmıştı. Bu saçmalık onun başının altından çıkmış olamaz dı değil mi, Rain in o kadar gerizekalı olmadığını biliyordu. Onun yerinden kalkmak için bir hamle yapmasıyla beraber, adamın peşinden şiddetle savrulmuştu. Kelepçe bileğini acıttığı için ufak bir çığlık attıktan sonra hiç istifini bozmadan ''Biraz dikkatli ol bakalım, ani hareketlerden hiç hoşlanmam...''

Pierrot a nazikçe teşekkür eden Annabel ise mümkün olduğunca rahatlatıcı görünmeye çalışarak ikiliye döndü ''Şey, duydunuz şu andan itibaren dediklerimi yapmanız gerekiyor.'' kollarını gövdesinin arkasında birleştirerek gülümsedi ve devam etti ''Ama endişelenmeyin, sizden istediğim vahşi bir şeyler deği. Bence dünyanın en şeker çiftisiniz çünkü.'' heyecanlı bir 'Yaoi Fangirl' edasıyla.

...

''Aurelio?'' biricik sevgilisinin sıcaklığını hissedememek küçük bir melek gibi uyuduğu uykusundan uyandırmıştı onu. Saat çok geç olmuştu da Aurelio okula mı gitmişti yoksa hala akşam mıydı, Aurlio nun uykusu kaçmıştı belki de. Yatağın ona ait olması gereken kısmını eliyle bitkince yokladı, çarşaflar hiç kimse orada yatmamışçasına soğuktu ve bu soğukluk Nikki yi tedirgin ediyordu ''Aurelio?!'' diye seslendi. Karanlıkta gözleri yeterince iyi görmüyordu, belini doğrultmak için bir hamle yaptığı anda geçmişten çok iyi hatırladığı zincir sesiyle irkildi. Kulağının dibinden gelen bu ses üzerine eli direk boynuna doğru inmişti, uzun ince parmakları zarif boynuna geçirilmiş tasmayı kavradığında en güzel hatlarla donatılmış beyaz yüzü inanmazlık ve dehşet karışımı bir ifadeye kapıldı. ''Hoşuna gitti mi tatlım?'' diyordu yumuşak bir erkek sesi sağ kulağına şehvetle. Daha başını çevirmeye fırsat bulamadan ince fakat güçlü kollar minik bedenini sarmış, uzun zamandır uzak olduğu düzgün bir el tarafından rahatsız edici bir biçimde okşanıyordu sakin kalmaya çalışan bir ses tonuyla ''Çek ellerini üzerimden Romeo, her şey sona erdi artık...Git kendine başka bir oyuncak bul.'' Pis bir arsızlıkla gülen Romeo nun soğukkanlılığı inanılmaz derecede rahatsız ediciydi, oğlanın yumuşacık teninin kokusunu özlemle içine çekerek ''Hayır kedicik hiç bir şey henüz sona ermedi, birazdan sana en sevdiğim kıyafetlerini giydireceğim ve beraber biraz eğleneceğiz. Kollarını Nikki den ayırarak ileride ki giysi dolabına doğru yürüdü ve kapaklarını araladı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Salı Şub. 02, 2010 6:13 pm

Bileğinin bağlı olduğu diğer kişi uyanıp komuşmaya başladığında pek bir tanıdıktı bu ses? Gözleri Annabelden yarılıp yanındakine çevrildi. İkinci yada üçüncü bir şok etkisiyle kalakalmıştı. "Burada ne haltlar dönüyor biliyor musun?" dedi öfkeden dişlerini sıkarak. Ardından zaten Annabel konuşmaya başlamıştı. Pierrotdan sonra gözüne pekte tehditkar görünmeyen Annabel'e küçümseyici bir bakış fırlattı. İstekleri nedir bilmiyordu ama bu saçma salak oyunun bir oyuncağı olmaya kesinlikle niyeti yoktu. Zaten Pierrot'u karşısında görünce siniri hepten ayaklanıyordu ya... Son sözleriyle ise bakışları donuklaşmış, büyük bir dikkatle anlamaya çalışıyordu. Karşısında şuan Lambri olsa belki çoktan işe girişmiş olurdu ama Rain için bu konu oldukça yabancıydı. Ayrıca Annbelin böyle zevkleri olduğundan henüz tam anlamıylada haberi yoktu. "Ne geveliyorsun doğru düzgün açıkla!" Ardından zinciri göstererek "Eğer bir şaka yapıyorsanız işe şunu çıkarmakla başlayabilirsin, hiç hoş değil"


Romeo'nun pek albenili, pek tatlı hareketlerini keyifle izlerken Nikki'nin uyanışına kayan ilgisiyle gülümsemesi keyifli bir hal aldı. Sadece kendisine ait olabilecek Aurelio'nun ismini söylemesi bile sinirlerini alt üst ediyordu. Tabi şu intikam hissi de daha da beter kaynıyordu içinde. Zincirin şıkırtısıyla kıkırdadı. Oğlanın yüzündeki dehşet ifadesine hayran kalmıştı. Korkmak onun gibi sefil birine ne kadar da yakışıyordu. Romeo'nun sözleri
üzerine yavaşça ayağa kalkıp ikinci sürprizi, yani kendisini görmesi için yatağın kenarına oturdu. "Biraz mı Romeo? Onu bulmuşken biraz eğlenecek değiliz ya" sinsi ifadesi yüzüne sapıkça bir edayla yayıldı. Romeo kıyafet ayarlarken kendiside oğlanın yanına iyice sokulmuş, gömleğinin düğmelerini büyük bir özenle açarken arzulu dudakları çocuğunkilere resmen yapışmış, şehvetli bir öpücük bırakmaya başlamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Salı Şub. 02, 2010 7:15 pm

Rain in aksine Nikkiel gayet sakin azıcık ta şaşkın bir vaziyette ''Hayır, sen?'' diye sordu. Her ne oluyorsa aptalca bir şeydi, hoş Rain i görmek güzeldi... başını eğerek zincirini kısa bir süre daha seyrettikten sonra sakin olması için ellerinden birini onun omuzuna yerleştirdi, ilgisiyse Annabel in konuştuklarına yönelmişti. Kız, Rain in küçümseyici tavrını pek takmışa benzemiyordu doğrusu alınmak şöyle dursun herhangi bir karşılık vermeye bile yeltenmeden konuşmaya devam etti ''Öncelikle benimle düzgün konuşmayı öğrenmelisin Rain senin veya Cathy nin canını yakmak istemiyorum.'' adamın bu kabalığına kısa bir süreliğine tolerans gösterebilirdi belki fakat Annabel sabır yumağı falan değildi, kendisini fazla tutabileceğini de sanmıyordu ''Onu çıkarmayacağım, şimdi senden Nikkiel e aşık olmanı istiyorum öylesine aşık olacaksın ki gözün ondan başkasını görmeyecek. Eh tabii insan sevdiğine dokunmak ta ister. Bilmem anlatabiliyormuyum...''

Bakışlarının istemsizce Lambri yekaymasıyla beraber ikinci bir şok dalgası beyninden tüm bedenine doğru nüfus etmeye başladı. Öylesine kuvvetliydi ki, bir an bilincini kaybedip yatağa yığılacağını zanneti. Romeo yu ve şehvet dolu işkence yöntemlerini geride bırakalı bir kaç yıl oluyordu bu süre boyunca kurtuluşunu borçlu olduğu biricik Aurelio suyla yeni huzurlu bir hayat kurmuştu kendine. Şimdi ise geride bıraktığını sandığı iğrenç anıları, bir zamanlar yapmış olduğu utanç verici hatalar, unutmak istediği tüm geçmişi bu iki pislikle beraber karşısına dikilivermişti ''Aurelio nerede? Ne yaptınız ona?'' o soğuk kanlı Nikki nin bakışlarına ister istemez bir tedirginlik yerleşmişti. Bedenine sokulup düğmelerini açmaya başlayan Lambri yi itekleyerek kendisinden uzaklaştırmaya çalıştı, dudakları ise onun miğde bulandırıcı öpücüğüne karşılık vermiyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Salı Şub. 02, 2010 8:22 pm

İstemeden sırıtmıştı. "Zaten sana sordum Nikkiel, bilsem sorar mıydım?" Ardından ciddi bir şekilde Annabel'e döndü. Madem herhangi bir can tehlikesi söz konusu değildi, o zaman meseleyi sakince dinlemek en akıllıcasıydı. Gerçi aklı biraz geç yerine gelmişti ama o sakin tavrını yakalamak için fazlaca da uğraşmadı. Hah! Düzgün konuşacakmış demek? Hayvan misali insanları birbirine bağlayan cins bir sapıktan duyulacak en kibar sözcüklerdi bunlar. Cümlelerinin sonundaysa gözlerini kısarak boğuk ve sinirli bir sesle "Cathy? Ona ne yaptın?" Kendi canı için endişelenmeyi şimdi bir kenara bırakmış, Cathy için neler yapabileceklerini düşünüyordu. O zarif ve tatlı eşinin bu tür eziyetlere tahammül etmesini hiç istemiyordu. Kaşları çatılmış, öfkesini zaptetmeye çalışır bir vaziyette sustu sadece. Son sözleriyle ise büyük bir kahkaha patlatmamak için kendisini zor tutmuştu. Neler zırvalıyorlardı bunlar? Nikkiel'e ne diye aşık taklidi yapacaktı ki? "Ben evliyim Annabel, bak yüzüğüm hala parmağımda. Eğer porno sektörünüz için insan arıyorsanız bekar biriyle uğraşın. Ben gidiyorum. Kalk Nikkiel" Çocuğun kalkması için zincirli bileğini kavrayıp yataktan inmek için herakete geçti. Cathy'yi düşünüyordu şimdi, nerede ne yapıyorlardı acaba ona? Kendisinden böyle bir şey istendiğine göre... Acele etse iyi olurdu, zaten Annabel de pek tehditkar durmadığından kolayca gidebilecekelrini düşünmüştü.


Yatağın başındayken Nikkinin yüzünde görmüş olduğu o şok etkisi hala arzularını okşar nitelikteydi. Karşısındakine kesinlikle bir aşk duymuyordu, hatta tek hamlede yüzünü gözünü parçalamak, o cılız bedeni ortadan kaldırmamak için zor duruyordu. Ancak bunu yapması bir işe yaramazdı. Ona kendi pis numaralarıya cevap vermeliydi. Kim bilir Aurelio'yu ne gibi sürtüklüklerle kandırıp kendisinden ayırmıştı. Teninin kokusunu, sıcacık tatlı nefesini hissettikçe Aurelionun nelere tav olduğunu anlayabiliyordu ve bu öfkesini daha da arttırıyordu. Sorusuna sadece kaşalrını kaldırıp sırıtarak yanıt verdi. Onunla Pierrot ilgilenecekti bu yüzden kesin bir bilgisi yoktu. Ama nikkiyle işi bittiğinde, gideceği ilk yer onun yanı olacaktı. Dudaklarını onunkilerden çekerek gömleğini arsızca çıkartıp kenara fırlattı. Daha sonra pantolonunun kemerini çözdü ve gözlerinin içine, ne haltlar yiyeceğini anlatan ahlaksız bir ifade çökmüş, çocuğun gözlerine odaklanmış alt dudağını ısırarak tepkilerini seyrediyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Salı Şub. 02, 2010 8:50 pm

Nikkiel belli belirsiz omuz silkerek önüne döndü. ''Söylediklerimi yaptığın sürece iyi olacak Rain, sen de öyle'' kapıya doğru dönüp içeridekilere dokunmak için can atan iri yarı adamları şöyle bir süzdü. Bu işi kaba kuvvet kullanmadan çözmek istiyordu fakat Nikkiel in salak ve yersiz tavırlarının aksine Rain zorlu çıkmıştı ''O yüzüğü unut Rain ve hemen yerine yat. İsteseniz de bu kapıdan dışarı çıkamazsınız nöbetçilerimiz çok kuvvetlidirler ve tadınıza bakmak için can atıyolar. Ayrıca emirlerime itaat etmezsen güzel eşini Anne e teslim ederim 'adam gay miş, karısı lezbiyen' gibi iğrenç espirilere kurban gitmeyin sonra, ah ya da belki onu başka bir adamın kollarına atmalıyım. Bu esnada sende Duke lerle sıcak dakikalar geçirirsin ama bence Nikkiel onlardan daha güzel. Yine de sen bilirsin tabii...'' kollarını kavuşturup Rain in ve onunla beraber gitmeye hazırlanan ufaklığın yüzlerine tek tek baktı, bu söylediklerinin yeterince ikna edici olduğunu zannediyordu.Hemen sıcacık yataklarına dönüp o yüzüğün diğer eşi Nikkiel deymiş gibi davranmaya başlamazlarsa tahmin ettiklerinden çok acı çekeceklerdi....

''Nerede o?'' sakinliğini iyiden iyiye kaybetmişti Nikki öyle ki gözlerinden süzülmek üzere olan yaşları zar zor kontrol altında tutabiliyordu. Lambri den, yüzünde ki o tiksinti uyandırıcı ifadeden ve Aurelio yla yaşadığı geçmişten nefret ediyordu. İnsan sevdiği birinin üzülmesine sırf kendi egolarını tatmin etmek için nasıl göz yumabilir! Keşke gücü yetseydi de bu pisliği yer yüzünden temizleyebilseydi. Eğer Aurelio nun canını yaktıysa bunun bedelini en ağır şekilde ödeyecekti, ince kollarını soğuktan titremeye başlayan bedenine doladı ve gözlerini kısarak adamın yüzüne büyük bir nefretle baktı. Burada ne diye duruyordu ki! ''Yeter artık,saçmalıklarınıza katlanmaya hiç niyetim yok gidip Aurelio yu buluyorum ve sizler de hayatımızdan sonsuza dek çkıyorsunuz duydunuz mu?!'' elleri şu iğrenç tasmayı çözmek üzere boynuna doğru gitti...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Çarş. Şub. 03, 2010 12:49 am

Pekte itaat edecekmiş gibi görünmüyordu ne yazık ki. İçerideki adamların en fazla kendilerini biraz pataklayacağını düşünmüştü, iğrenç imaların aslını keşfetmesi biraz zaman ve tecrübe gerektirecekti herhalde. İşkillenmeye başladığı da doğruydu ama kızın o kadar ileri gidebileceğine ihtimal bile vermiyordu. Ayrıca kendisini o kadar kolay zaptedebileceğini sanıyorsa, çok ama çok yanılıyordu. "Yeter artık Annabel, saçma şakalarınızı kaldıracak vaktim yok." Kaşları son derece öfkeli olduğunu belirten bir ifadeyle çatılıp kalmıştı. Cathy hakkında söyledikleri ise sinirini bozduğu kadar moralini de büyük ölçüde etkilemişti. "Cathy hakkında düzgün konuş! Sakın ama sakın aileme de dokunmaya kalkma" Yumruklarını sıkarak Annabel'in yanından hızlıca geçip kapıya ilerledi. Dışarıda her kim varsa, kendisine çatmadan önce bir kere daha düşünmesi gerekiyordu. Karşısında bir boksör olmadığı sürece kendini koruyacak kadar bilgisi vardı. O kadar da kız kılıklı bir şey değildi. Ayrıca işin ucunda karısı olunca, burada oturup hanımefendinin fino eğitir tarzda konuşmalarına da hiçbir şey yapmadan itaat etmeyecekti. Başına her ne gelirse, canından bile olsa bunu bir kurban gibi asla beklemeyecekti. Sert bir ifadeyle Nikkiel'i peşisıra sürükleyerek kapıyı açtı.


"Bilmiyorum" yavaşça alt dudağını dışarı doğru büktü. Henüz kendisi de bilmiyordu. Ancak öğrenmek için çaba da harcamayacaktı, pierrota oldukça güveniyordu ve Aurelioyu kucağına(!) bırakacağından adı gibi emindi. Belki de oğlanı görsel bir şölen için hazırlıyordu, yada zapdetmeye çalışıyorda olabilirdi, belki de içeri girmesi için en doğru anı bekliyordu? Kim bilebilirdiki o cadı kılıklı kadının hastalıklı düşüncelerini. Pantolonu çözmeyi bitirdiğinde alacağı iğrenç intikam silsilesine büyük bir iştahla daha da fazla yaklaştığını bilmek kendisini oldukça fazla heyecanlandırıyordu. Onun acı çekişini, ellerinde kıvranışını ve kirlenişini görmek ne kadar da büyük bir zevk verecekti. İtiraf etmeliydi ki, onun canını yakmayı tek aşkı olarak saplantı beslediği Aureliodan bile delice istiyordu şu an. Pantolonu yavaşça bacaklarından sıyırdı. Ortaya çıkan pürüzsüz bacaklarına değdi arzuyla kavrulan teni. Okşamaya, yer yer acı verici şekilde sıkmaya başladı. Çocuğun son çırpınışlarına acıyarak, ukala bir gülümseme ile baktı. "Zinciri kırmaya mı çalışıyorsun, salak mısın sen? Bence uslu dur." Kaşları çok bilmiş bir ifadeyle havaya kalktı. Ah, sanki uslu dursa o güzel bedeni hoyratça kullanmayacaklardı. Parmakları yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara yukarıya doğru çıkmaya başladı. Çocuğun dolan gözlerine doğru eğildi, güzel dudakları bir burun fetişisti gibi çocuğun burnunu öpüyordu. "Meraklanma, Aurelionun bir zamanlar her gece tattığını sana da vereceğim. Çok şanslısın ufaklık, sen de onun gibi daha fazlası için yanıp tutuşacaksın." Beyaz, düzgün dişlerini gösteren vahşi bir gülümsemeyle çocuğun dudaklarına doğru indi, parmakları ise çoktan çamaşırın içini bulmuş, oğlanın kimseye faydası dokunmayan erkekliğini bakire bir kızın heyecanıyla keşfediyordu. Ardından işine daha çok yarayacak kısıma, kalçalarına yöneldi parmakları.

En sonunda Pierrot kapıyı aralayarak içeri giriyordu. Elindeki köpek tasmasını zorla çekiştirerek peşinden beyaz elbiseli, ilk başlarda kadın izlenimi yaratan kişiyi de sürükledi. Yüksek topuklarla yürümeye alışık olmadığı belli olan kişi, bileğini burkarak yere kapaklandı. Mini minnacık, bedenini sıkı sıkı saran beyaz elbisenin orasını burasını çekiştirerek güzelliğini örtmeye çalışıyordu. Canı şuan çok fazla yanıyor olmasına karşın kendi boynuna bağlanmış ipi beyaz dantele bürünmüş eliyle tutarak inatçı bir çocuk gibi geriye geriye çekmeye çalışıyordu. Bir karış olan eteğin altında yine aynı dantelden yapılma, dizlerinin bir karış üstüne uzanan ince beyaz çorapları ilgi uyandırıcı bir jartiyere tutturulmuştu. Dümdüz bir hale sokulmuş, beline kadar uzanan sarı saçlarının arasından sadece bir nokta gibi ufacık, kalkık güzel burnu ve kırmızı bir rujla renklendirilmiş dudakları seçilebiliyordu. Saçına özensizce tutturulmuş hemşire başlığını saçlarından çekip köşeye fırlattı öfkeyle. Nereye gittiğine dikkat etmemişti ancak Romeo'nun ayağına çarpması muhtemeldi. "Hadi Aurelio, mızmızlanma. Ayağa kalk aptal oğlan" Son olarak toplayabildiği gücüyle zar zor yerinden kalkan genç adam, bir mankeninki kadar düzgün ve uzun bacaklarını hala örtmeye çalışıyordu. "İyice trevestilere çevirdin beni Pierrot! Lanet!" burkulan bileğinin üstüne basmadan çarpık bir duruşla etrafına bakındı. Nereye getirildiğini bilmiyordu ama ne için burada olduğunun son derece farkındaydı. Sarı saçlarını sinirlice yüzünden çekerek sadece meleklere bahşedilebilecek güzelliğini insanlara gösterdi. Yatakta, birinin üzeirne eğilmiş bir haltlar çeviren adamı görünce herhalde memnun etmek zorunda olduğu kişinin bu olduğu kanaatine varmıştı ki yüzü hepten düştü ve tiksintiyle gerildi. Adamı henüz tanıyamadığı için ikinci bir şok yaşamamıştı ve altında zavallı oğlanında eşi Nikki olduğunu bilmiyordu. Odanın ortasında öylece durmuş, Pierrot'un kensini bağlamak istediği yere bir anlam yüklemeye çalışıyordu. Neden yatağın tam yan tarafına, genişçe bir pervazı olan odaya sadece cılız bir ışık sağlayan pencere kenarını seçmişti ki?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Çarş. Şub. 03, 2010 10:29 am

''Şaka yaptığımız falan yok bizim.'' engellemek için herhangi başka bir girişimde bulunmadı. Onları başlarına gelecekler konusunda uyarmıştı madem deneyim yoluyla tecrübe edinmek istiyorlar onları tutmayacaktı. ''Ailene de sıra gelecek tabii yaşamak üzere olduğun tecrübeden ders çıkarmazsan'' Özellikle de Cathy i böyle bir şeye bulaştırmak konusunda son derece isteksizdi, keşke kız eş seçimi konusunda biraz daha dikkatli davransaydı. Rain ve peşi sıra sürüklediği Nikkiel in yanından geçip gidişlerine göz yumduktan sonra ,kollarını kavuşturarak kapıya doğru döndü. İşte eğlence başlıyor, bu adamlar saatlerini kapıda bu anı sabırsızlıkla bekleyerek geçirmişlerdi e şüphesiz ki avlarına saldırmakta hiç vakit kaybetmeyeceklerdi. Zavallı Rain bir şansı olabileceğini zannediyordu, güvenlik örevlilerinin ne kadar büyük ve güçlü olduklarından haberi var mıydı acaba? İçlerinden bir tanesi daha ikili kapıda görünür görünmez Nikkiel in küçük ve narin bedenini kaptığı gibi Rain den ayırarak zincir el verdiğince uzaklaştırarak duvara yasladı, oğlan iri yarı adamın arkasından görünmeyecek kadar ufak tefek olduğu için ona ne yaptığı anlaşılmıyordu. Bir başkası ise çekici kurbanı Rain in zayıf bedenine nazik olmaya hiç uğraşmadan arsızca kollarını sardı ve hiç vakit kaybetmeden dudaklarına yapışıverdi. Annabel tüm bu olan bitenleri hafif bir gülümsemeyle izliyordu ''Eeee Rain karar senin?''

Nikki, engel olamadığı adamın yüzüne tiksintiyle baktı Aurelio nun onun ellerinde olmaması içini bir nebze rahatlatsa da bembeyaz tenine değmeye başlayan o iğrenç eller miğdesini bulandırmaya başlamıştı bile. adam o narin ve uzun bacakları acımasızca sıktıkça çaresiz çığlıklar atarak, ondan kurtulmak için çaresizce çırpınıyor, uzun ince parmaklarını göğsüne tüm gücüyle bastırarak onu itekliyordu ''Sana teslim olacağımı mı sanıyorsun Lambri? Üzgünüm ama senin gibileri memnun ettiğim günler çok geride kaldı. Çekil üzerimden!'' Lambri denen pisliğin her dokunuşu, en az kendisi kadar habis bir yığın başka yaraığı anımsatıyordu Nikki ye, hayatı henüz bir düzene girmişken böyle bir şeyi tekrar yaşamak öylesine ağırdı ki. Dişlerini, ufak ve kalkık burnunu öpmekte olan adamın çenesine geçirdi '' Aurelio artık bana sahip Lambri, seni bırak arzulamayı anımsamıyor bile...'' göğsüne biraz daha bastırdı kalçasına dokunan ellerden son derece rahatsız olmuştu...

Romeo ayağının dibine yuvarlanan şapkayı hafifçe tekmeleyerek sırıttı. Sırtını karıştırmayı henüz bitirdiği gardroba nazlı bir edayla yaslamış, yüzüne düşen gölge sinsi ifadesini daha da korkunç kılıyordu. ''Hoş geldin Aurelio, ben de küçük kız arkadaşın için giysi bakıyordum.'' Elinde ki askılardan bir tanesini kaldırarak, üzerinde asılı duran minicik okul formasını gösterdi, siyah şirin ceketi, ceketle aynı renkteki kravatı ve daracık beyaz gömleğiyle kurallara uygun görünüyordu gel gelelim pileli ekose etek olması gerekenden bayaa bir kısaydı ''Nasıl sence? Bence ona çok yakışacak'' Diğer elinde ki askıdaysa son derece çekci görünen, jartiyerli iç çamaşırlarıyla dantel fakat sağlam görünümlü kelepçeler vardı ''İçine de bunlar iyi gider diye düşündüm hoş öyle değil mi?'' pis sırıtışı tüm yüzüne yayıldı tatlı Nikki yi bunların içinde hayal etmek bile haz vericiydi, o bembeyaz yumuşak teni öylesine güzeldi ki...Aurelio nun buna ne tepki verecği Romeo yu gerçekten çok yakından ilgilendiriyordu.Gözlerini imalı bir şekilde gencin yüzüne diktikten sonra. Bir kaç adım atarak Lambri nin yanına yaklaştı ''Sen de bize yardımcı olmak ister misin?'' Giysileri giymekte direnen direnen Nikki ye sert bir tokat attı ve işe başladı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Çarş. Şub. 03, 2010 12:32 pm

Neyden bahsediyordu bu? Ailesi söz konusu oldukça buradan çıkmak için ne kadar can attığını tahmin edemezdiniz. Karı aralandığında karşılarına dikilen iri yarı adamlardan bir nebze olsun korkmuyordu. Tâ ki bir tanesini Nikkieli alıp duvarın dibine götürene kadar. Bileği yavaşça havada asılı kalmıştı. O esnada güzel bedenine dolanan güçlü kollarla sıçradı. Hiç tanımadığı bir adamın öpüşüne maruz kalıyordu şuan. Adamın kendisini zorlayan dudaklarını o kadar sert bir şekilde ısırdı ki, iğrenç kan tatını kendisi bile alabiliyordu. Adamın bir kaç saniyelik boşluğundan faydalanarak geriye kaçtı. "Yeter artık Annabel, al şu uyuz köpeklerini başımızdan!" Nefes nefes kalmış, iğrenç bir hisse tabi tutulmuş dudaklarını silerek temizlemek istiyordu.


Nikki ne kadar direnirse onu sıkıştırmak o kadar fazla hoşuna gidiyordu. Göğsüne değen parmaklara sadece güldü. İtiraf etmeliydi ki kendisine öyle yada böyle dokunması bile hoşuna gidiyordu. "Hayır tatlım, hiçbir yere gitmiyorum" dedi yavaşça oğlanın çamaşırını aşağıya sıyırarak. Öpüşleri devam ederken, çamaşırı hepten çıkarmış yere atmıştı. Çenesine geçen dişlerle yavaşça geriye kaçtı. Uzun ve maharetli parmakları oğlandan ayrılsa da, hala şehvet dolu bakışları onun çıplak bedenini keşfetmekten geri durmuyordu. Çenesine armağan edilen diş izleri canını o kadar sıkmamıştı. Demek şiddetten hoşlanıyordu? O halde... Aurelio için söyledikleri üzerine kaşları çatılmıştı. Bu ufak veledin bu şekilde sinir bozmasına izin vermeyecekti. Zaten Romeoda ufaklığı zapdetmek için güzel bir tokat atmıştı, yavaşça sırıtarak suratına baktı. Biraz önce konuştuğu kişiyi görmek içinse arkasını döndü. Bir kaç saniye Aurelio'yu ve fiziğini süzdükten sonra sırıtmakla yetindi.


Tekmeyle ileriye doğru uçan şapkaya, ardından tekmeyi atan kişiye döndü. Sanki donakalmış gibi, kıpırtısızca ama büyük korkuyla titrediğini hissetti. Dolaba yaslanmış, elindeki askıları gösteren adamdan o an daha da fazla tiksinmişti. Kaşları o kadar büyük bir sinirle çatıldı ki! "Seni gerizekalı!!" diye bağırarak burkulan bileğini bile unutmuş, hızlıca adamı o esnada parçalamak ve ağzını yüzünü dağıtmak için atıldı. Yatakta çığlıklar atmaya bbaşlayan kişinin Nikki olduğunu anlayınca hepten mahvolmuştu. Hayatı başına yıkılmış ve kaybedecek bir şeyi olmayan biri gibi hissediyordu. "Ona eğer elini sürersen seni doğduğuna pişman ederim Romeo!" İpin el verdiği ölçüde adama yaklaşmıştı. Alçak Pierrot ipi onbeş santim daha serbest bıraksa onu paralamak için gerekli mesafeyi elde edecekti. İmalı bakışlarına sadece öfkesiyle karşılık verdi. Bir şekilde nasılsa eline düşecekti. İpin boynuna yaptığı güçlü baskıyla zorla geriye doğru sendeledi. Romeonun ve hatta Nikkinin karşısında, üzerine giydirilmiş olan kıyafetin iğrençliğinden, dudağında ki o tiksindirici boyadan bile utanıyordu. Romeoyu bir rakip olarak görmemesine karşın, karşısında bir cinsel malzeme gibi durmaktan nefret ediyordu. Kendisiyle Nikki üzerinden alay etmesi bile sinir bozucuyken, kıyafetleri ve görünümü, hatta ufak tacizlerle rencide etmesi ne kadar da katlanılmaz olurdu. Nikkinin gözünde edinmek isteyeceği en son yerdi herhalde bu. Sert hareketlerle götürüldüğü pervazın yanındaki güçlü demire gecirilen zincire çaresizce bakarken kendisini süzmekle ve sırıtmakla yetinen Lambriyi görünce büyük bir ikinci şok dalgasıyla ürpermişti. İşte şimdi, ikisininde kurtuluşu bir mucizeye kalmıştı. "Sen de mi?" dedi yıkılmış bir ifadeyle. Pierrotun ve Lambrinin ne yapmak istediğini şimdi çok iyi anlıyordu ve korkunç bir ağrı kalbine saplandı. Nikkinin tecavüzünü izlemek için getirilmişti buraya ve bir alternatif olarak giydirilmişti. Lambrinin intikamını... Romeo bile yanında daha masum kalmıştı. Romeonun mide bulandırıcı sorusuna karşılık öfkeyle "Hayır, bırakın eşimi. Bunu yapmaya hiç hakkınız yok, çekilin hemen!" bağırdı ve saldırmak için ileri doğru atıldı, ancak ipin gerilip kendisini çekmesiyle yere düşüp kalmıştı. Acıdan dolan gözleriyle Nikkiye baktı sadece. Kendisinin süs bebeği gibi, giydirilişinden utanıyordu ama bunu bile o an hissedemiyordu. Dizlerinin üzerinde durmuş, yanaklarından süzülen yaşları silerken sadece Nikkiye bakıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Çarş. Şub. 03, 2010 2:23 pm

Annabel ağır adımlarla kapıya doğru yönelerek olay mahalinde belirdi, kolları hala kavuştrulmuş vaziyetteydi ve Rain e 'şimdi yeterince inandırıcı oldum mu?' diye sorarmış gibi ciddi bir ifadeyle bakıyordu. Eğlenceye devam etmekle etmemek arasında kalan iri adamsa kızdan bir komut beklemekteydi ''Eee ne diyorsun Rain? Nikkiel le biraz oynayacak mısın?'' Omuzunun üzerinden Nikkiel i sıkıştıran adama şöyle bir baktı, siyah rugan ayakkabısının topukları ritmik bir sabırsızlıkla yere vuruyordu. İri kıyım korumanın kendisinden daha da sabırsız olduğundan emin di, belli ki adam işine dönmek için can atıyordu. Eh bundan sonra ne olacağı Rain e kalmıştı tabii, ya çirkin ve iri kıyım bir adamın kucağına otururdu ya da güzel bir genç oğlanla oynardı. İlk seçeneği tercih ederse ailesi için de bir şeyler de düşünecekti tabii. Ailecek eğlenmek gibisi yok değil mi? ''Her şey senin erkek zevkine bağlı, kuvvetli kasları seviyorsan daha fazla ısrar etmeyeyim, hem ilk seçenek ailene de harika bir tatil kazandırıyor.''

''Sana uzak dur benden diyorum!'' Eşine göz koymuş bir pisliğin önünde tamamen savunmasız bir vaziyette kalakalmak çok fazla canını yakıyordu. Onun iğrenç öpücüklerini tatmak istemiyordu, hele o sapıkça bakışları katlanılır türden şeyler değildi. Geri çekilen adamın yüzüne aşırı tehditkar ve düşmanca bakışlar atarken eğer bir daha yanına yaklaşırsa bunun çok daha beterini yapacağını ima ediyordu. Gel gelelim Romeo nun şiddetli tokadıyla beraber başı yana doğru savruldu, sıcak bir sıvının dudaklarından boynuna doğru aktığını hissedebiliyordu. Romeo onun bu sersemliğinden faydalanarak elinde ki şeyleri üzerine giydirmiş, dudaklarını tatlı ve parlak, pembe bir rujla boyamış son olarak ta bileğine geçirdiği dantel kelepçelerin sağlam zinciriniyatağın başlığına bağlamıştı. Oğlan güç bela başını doğrulttuğundaysa daha büyük bir şokla yüz yüze gelmişti. Aurelio, yoksa ona da mı... bir an boynunda ki tasmanın ve kollarında ki 'cici' kelepçenin varlığını unutuarak öne doğru atıldı bu pisliklerin her ikisini de çekebilecekleri maksimum acıyı vererek öldürmeliydi. Sonra bir de içinde bulunduğu durumun verdiği utanç vardı tabii öyle ki başını kaldırıp eşinin yüzüne bakamamıştı bile.

Bu utançtan büyük bir haz alan Romeo, gözlerini Nikki nin moraran yüzüne dikerek ruhsuzca konuştu ''Haydi ama Nikki, herkese verdin zaten neden bize gelince nazlanıyorsun'' dolgun ve güzel dudakları nı büzerek devam etti '' Yapmaya alışık olduğun bir şey bu'' Üzerine saldırmak için çabalayan, kendini perişan eden Aurelio ya ise sadece sırıtarak karşılık vermişti . Şu zavallılığı, sefaleti adama çok büyük bir haz veriyordu. Küçük bir sürtüğü doğru yola çevirme uğruna köpek gibi zincirlenerek, aşağılanmanın neredeyse en uç noktasına kadar varmıştı. '' Aurelio, Aurelio...bak küçük bir fahişe için ne hallere düştün. Keşke zamanın varken onu bulduğun yerde bıraksaydın, batabileceği kadar batmıştı zaten...'' Genç adamın neredeyse burnunun dibine kadar girmesi, Romeo nun ruhsuzluğudan bir şey alıp götürmüşe benzemiyordu niye korksun ki ''Köpeğini evcilleştirmelisin Pierrot. Yabancılara saldırıyor'' Nikkiye dokunacaktı, hatta dokunmaktan fazlasını yapacaktı ve Aurelio da tüm bu olan biteni eli kolu bağlı bir vaziyette kendi gözleriyle izleyecekti. Hatta bu güzel saatleri ölümsüzleştirmek için bir de kamera getirmişti, belki kayıtlar tamamlandıktan sonra hediye olarak Aurelio ya da bir CD yollardı. Parmaklarını kenetleyerek Aurelio ya doğru bir kaç adım attı ''Eğer Nikki buradan sağ çıkarsa ne yapacağım biliyor musun? Onu arabamın bagajına atıp eve götüreceğim ve parti için bir kaç arkadaşımı davet edeceğim. Belki aralarında eski öğretmenleri falan da olur eminim onları yeniden görüp anılarını tazelemek hoşuna gidecektir.'' Ardından Aurelio yla beraber Nikki nin yüzüne çevirdi başını, O da tıpkı sevgilisi gibi ağlıyor bir tanecik Aurelio sunun gözlerine bakmakta bile zorlanıyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Çarş. Şub. 03, 2010 6:25 pm

Derin, sıkıntılı bir nefes alarak üzerine atılan adamın tiksindirici bakışlarından olabildiğince uzaklaştı. Hala yüzünde inatçılığının izleri olsa da sırf Cathy'e bir zarar gelmesin diye teşebbüste bulunamıyordu. Aklı hala sevgili eşinde, mecburen kabullenmiş bir edayla "Pekala" dedi. Bu sözcük bile ağzından o kadar zor çıkmıştı ki. "Ama Cathy'nin iyi olduğundan emin olmak zorundayım" Eşinin kaçırılıp böyle iğrenç bir tehditle korkutulduğunu bilmek bile berbattı. Hem blöf ihtimali de vardı ve buradan çıktığında herşeyin birer kumpas olduğunu anlamak kadar iğrenç bir his olamayacağını düşünmüştü. Kapana kısıldığını hissetmek bile moralini alt üst ediyordu. Mecburen gidip yatağa oturdu, hem bir güvence hem de bitirdikten sonra kendisini bir pislik gibi hissedeceği iş için bekliyordu...


Lambri tehditkarlıktan öte, komik bulduğu bu çıkışmaları iğrenç bir kahkaha ile izledi. Oğlanın çıplak bedeni şuan için giydirilmişti ama kendisine kalsa buna gerek bile yoktu. Tabi ki Romeonun zevklerine karışmayacaktı, öyle yada böyle Nikki ikisini de karşılamak için buradaydı. Çocuğun yanağından aşağıya akan kana bakarak gülümsedi, Romeo hevesini aldıktan sonra sapıkça emellerini üzerinde denemek için sabırsızlanıyordu. Romeo'nun işe başlaması için artık iyice sabırsızlanıyordu, eh sonra sıra kendisine gelecekti ne de olsa. Nikkinin güzel kıyafetlerle bezenmiş bedenine iştahla baktıktan sonra en büyük tutkusuna döndü. Bir yandan da herkes Romeonun sözlerini dinliyordu. Kimisi için gerçekten zevk vericiydi, kimisi içinse sadece acı...

Aurelio öfkeden kudurmuş, acıdan da kendisini kaybetmek üzereyken Romeonun sözlerini canını o kadar fazla yakmıştı ki. "Nikki hakkında düzgün konuş! Senin gibi pisliklerden artık uzak duruyor, biraz saygı duyun!" Boynunda ki tasmayı ince parmaklarıyla çekiştirdi. Nikkiyi eve götürme planlarına karşılık yumruklarını sıktı. "Evine ha? Caine'in yanına mı götüreceksin Romeo? Bir başkasının eşini, kendi eşinin yanında mı halledeceksin? Bırak artık bu inadı, sen de evlisin. Eşini seviyorsan, evliliklere biraz saygın varsa Nikkiye dokunmazsın..." Öfkesini göstermiyor, sakince onu vazgeçirmeye çalışıyormuş gibi görünüyordu. Ancak her an patlayabilirdi. Yavaş yavaş dış görüntüsünün ahlaksızlığını ve cazibesini unutarak Nikkinin eşi olarak konuşuyordu. Nikkiye döndü ve onu cesaretlendirmek için "Sakın korkma Nikki, tamam mı? Buradan beraber çıkacağız." Lambri ise Aurelio'nun pürüzsüz ve düzgün bacaklarını, ince bir dantelin daha da güzelleştirdiği ellerini ve kıpkırmızı özlem duyduğu dudaklarını izliyordu. Romeo bir zayıflık gösterip vazgeçse bile kendisi ikisini de serbest bırakmaya hiç niyetli değildi. Nikkiden bu kadar nefret ederken ve onun canını en iğrenç şekilde yakma fırsatı varken, ayrıca Aurelioya bu kadar özlem ve şehvet duyarken, ne diye gidecekti ki?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Çarş. Şub. 03, 2010 9:08 pm

''Güzel'' Hayal kırıklığına uğrayan korumayı yerine gönderdi ve diğerine de zavallı küçük Nikkiel in üzerinden inmesini buyurdu, oğlan çenesi serbest kalır kalmaz adamı nasıl süründüreceğiyle ilgili bilmiş bilmiş konuşmaya başlamıştı ve bu halleri kızın yüzünde ister istemez tuhaf bir gülümseme oluşturuyordu. Onla fazla ğraşmadan Rain e geri döndü ''Peki, nasıl istersen.'' diye omuz silkti. Rain sorun çıkarmadığı sürece Cathy e zarar vermeyi düşünmüyordu, kadınları çok zorunda kalmadıkça böyle iğrençliklere alet etmek hiç alışkanlığı değildi açıkçası. İkilinin peşinden tekrar içeriye girdi ikisi de yatağın üzerine oturmuşlardı şimdi. Rain in içini rahatlatmak amacıyla yatağın karşısında ki ekranı çalştırdı, görüntüde dantel işlemeli kıyafeti içerisinde Rain in salonunda, her şeyden habersiz bir şekilde oturup Maggy cadolozuyla sohbet eden Cathy vardı, eh kafalar pek uyuşmadığından biraz sıkılmış görünüyordu ama bunun dışında kesinlikle iyiydi. ''Gördün mü Rain? Şimdi sıra sende işe başla bakalım.'' diye başı önünde yatağın üzerinde sakince oturan Nikkiel i işaret ederek.Ortaya çıkacak manzara için şimdiden heyecnalanıyordu.

Yattığı yere iyicene sinmiş, başına gelecekleri büyük bir umutsuzlukla bekleyen Nikki yaşadığı şokun da etkisiyle olabildiğince sessizdi. Kelepçeli kolaı şimdiden sızlamaya başlamıştı bile, Aurelio için endişe ediyordu üzerinde ki kıyafetlerden utanç duymanın yanı sıra rahatsız da oluyordu. Hele romeo nun söylediği son sözler öylesine can sıkıcı gerçeklerdi ki zavallı çocuk Aurelio nun gözleri önünde bunların tekrarlanmasından dolayı çok incinmiş, zar zor atlattığı o suçluluk duygusunu tekrar yaşamaya başlamıştı eğer zamanında o haltları yememiş olsaydı Aurelio, Romeo pisliğinin önünde küçük düşmez di. Eşinden özür dilemek istedi ama başaramadı bu esnada onun, kendisini Romeo ya karşı korumaya çalıştığını işitebiliyordu. Romeo ''Bu geçmişte çıkarları için kucaktan kucağa oturan küçük pis bir fahişe olduğu gerçeğini değiştirmez Aurelio. Bunları işitmek ağırına gidiyorsa hiç vakit kaybetmeden Lambri ye geri dön çünki her zaman bu gerçekleri yüzüne vuracak birileri olacak. Sürtüğün tekiyle evlendiğin için insanlar seni aşağılayacaklar.'' başını hafifçe yana yatırıp Aurelio yu dinlemeye devam etti ''İstersen sen de göz misafiri olabilirsin '' e tabii burada izleyeceği şeyleri yeterli bulmazsa bir de küçük sevgilisi bu odadan canlı çıkabilirse. Sinir bozucu bir rahatlıkla Aurelio nun yanına yürüdü ve zincirin demire bağlı ucunu çözerek eline aldı ''Lambri, Nikki yle sen oyna ben şimdilik Aurelio yla ilgileneceğim.'' Yüzünü göremese de Nikki nin 'Aurelio ya dokunmaması için yalvaran sesini işitebiliyordu, dudakalarına yayılan alaycı bir gülümsemeyle oğlana döndü ''Sabırsızlanma tatlım sana da sıra gelecek.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Çarş. Şub. 03, 2010 11:06 pm

Ekranda ki görüntüye resmen odaklanmış sevgilini eşinin şu uyuz cadıyla konuşmasını dinliyordu. Sesini bile işitmek sakineşmesine, sağlıklı düşünmesine ve güvende olduğuna dair hislerini güçlendirmesine yetiyordu. Yanaklarını şişirerek dokunacağı ilk erkeğin yanına doğru yavaşça emekledi. Çocuğun başını eğişi bile iğrenç bir vicdan azabına boğulmasına yetiyordu. Yavaşça oğlanın çenesini kavrayıp yüzünü görmek için kaldırdıktan sonra pişmanlığını belli eden bir sesle "Bunu yaptığım için belki benim hiç affetmeyeceksin ama ailemi korumak zorundayım, özür dilerim" dedi ve yavaşça oğlanın gömlek düğmelerini teker teker açmaya, boy hizasına gelecek şekilde eğilip yanağına ufak öpücükler bırakmaya başladı.


Lambri, Romeo'nun sözlerini onaylarcasına başını salladı. Nikki gibi orta malı olmuş bir çocuğun ona göre evlilik hayatına adım atması komik ve saçmaydı. Ne kadar bu şekilde Aurelionun dizinin dibinde, bir haltlar karıştırmadan oturabilirdi ki? Romeonun karar değişikliğine biraz şaşırmıştı ve ufak bir kahkaha attı. "Emin misin? Neden uzun zamandır kavuşmayı beklediğin oğlanla oynamıyorsun?" eh sıranın Nikkiye geleceği bir gerçekti ama Romeonun önceliği Aurelioya verişinide ilginç bulmuştu. Sonra da telkinine uyarak keyifli dakikalar için Nikkiye döndü. İlk iş olarak bir daha hareketli kalsın diye ellerini çözdü. Kendisini itiştirmesinde, uzun tırnaklarını canını yaksada kendisine batırmasından çok hoşlanıyordu. Daha sonra ise oğlanın tatlı nefesini hissedecek şekilde yaklaştı. "Hazır olduğunu umuyorum ufaklık ve kocan için endişelenme ve senden tek bir şey istiyorum; bana karşılık vereceksin..." Çocuğun üst dudağını vakumlarcasına kendi dudaklarının arasına alarak tatlı nefesini içine çekti. Öpücüğünden aldığı büyük hazla, oğlanın açıkta kalan bacaklarını çılgınca okşamaya başladı. Bir eli gömleğini dışarı çekmiş, pürüzsüz ve ufacık sırtını okşuyordu. İşlerini ağırdan ağırdan yavaş yava ve tadını çıkara çıkara halletmeyi düşünüyordu. Yavaşça oğlanın dudaklarını diliyle, büyük hazla keşfederken çenesini aşağıya çekerek maharetli dilini dudaklalrının arasından içeriye kaydırdı. Şimdi dudakları onunkine tamamen yapışmış, sıcak dilini ufak oyunlarla keşfediyordu...



Aurelio bozulmuş siniri ve Romeo'nunda pişkinliği sayesinde sakin görünmeye çalışarak sinirli, histerik bir kahkaha attı. "O insanlar gerçek aşkın ne demek olduğunu bilmeyen kişiler, bizim aşkımız insanlara örnek olacak kadar yüce. İnsanların geçmişte hataları olabilir ve suçlanacak kişilerden biri de benim. Ancak bu bizim hayatımızı hep böle devam ettireceğimiz anlamını taşımaz, sen ve senin gibi boş kafalı adamlar yüzünden Nikkiden vazgeçecek değilim. Madem sen o kadar temizsin, neden fahişeleri aşağılalyıpta gidip onlarda düşüp kalkan gerzek adamlar gibi davranıyorsun? Üstelik evde seni temiz duygularla bekleyen bir eşin varken?" Yavaşça öfkesi yüzünden elleri buz kesmiş, titremeye başlamıştı. Bir anda söylediği sözleri düşününce Romeo'nun pişman olup olmayacağı sorusu aklına gelmişti. Acaba adamda biraz insanlk ve vicdan var mıydı? "Hayır misafir olmayacağım, bizi hemen çözün ve sonsuza dek rahat bırakın" kendi bağlı olduğu ipi çekiştirerek gevşetmeye çalıştı, ah ne kadar da boşunaydı. Adamın hareketlenip yanına gelmesiyle ve ipi çözmesiyle sonnuda vicdana geldiği umarak ayağa kalkmaya yeltendi. Ancak Lambriye söyledikleriyle gözleri büyük bir kaygıyla açılmış, yavaş yavaş içine düştükleri bataktan belki de asla kurtulamayacaklarını düşünmüştü. Romeonun bu kadar ileri gidebileceğini hiç düşünmemişti. Nikkiye baktı korkuyla ardından ürpertiden donuklaşmış mavi bakışlarını adama dikti. Hayır karşısında böyle durmaya niyeti yoktu. Kaşlarını çatarak "Sakın Romeo!" diye haykırdı. Düşmanının elinde bu kadar iğrenç bir kılıkla oyuncak olmak hayatında isteyeceği en son şeydi ve yavaş yavaş gerilemeye başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Cuma Şub. 05, 2010 7:27 pm

Annabel hafifçe sırıtarka ekranı kapadı, şimdi sözünü tutma konusunda sıra Rain e gelmişti. Bu ikiliyi birbirine çok yakıştırdığı için aralarında olu bitecekleri izlemek için sabırsızlanıyordu. Nikkiel ise çenesini kaldırmasıyla beraber çift renkli gözlerini Rain inkilere dikti ve minik elini ürkekçe Rain inkinin üzerine yerleştirdi ''Vicdan azabı çekmeni istemiyorum, bu isteyerek yaptığın bir şey değil. Gerçekten değer verdiğin biriler olunca onları koruma ihtiyacı hissedersin.'' o kadar hayrandı ki eğer suçlu olsaydı bile ona kızabileceğini sanmıyordu, keşke Cathy denen o şapşal kadının yerinde olabilseydi. Rain in öpücükleri, pembe yanaklarına değmeye başlayınca tatlı tatlı mırlamaya başlamıştı bile...

''Ona dokunmak için fazlasıyla vaktim olacak tabii senin de Aurelio ya...'' diye yanıtladı Romeo. Hem bu manzaranın Nikki ye vereceği 'morali' düşündükçe mutlu oluyordu. Nikki ise Lambri nin kendisini çözmesine bir anlam verememişti ama bunun pek te hayra alemet olmadığı kanısındaydı. Narin parmaklarıyla ağrıyan kol ve bileklerini ovuşturarak kısa sürecek özgürlüğünün tadını çıkardı bu arada soğukkanlılığını-en azından görünürde ki soğukkanlılığını- geri kazanmışa benziyordu öyle ki oldukça sakin bir tonda ''Hayatta her istediğin gerçek olmuyor Lambri'' diye konuştu, karşılık vermekmiş tecavüz ettiğin birinden sana karşılık vermesini nasıl beklersin?! İnce ve beyaz elleri hiç haz etmediği bu pisliği kendisinden uzaklatırmak-ya da uzaklaştırmaya çabalamak- üzere tekrar göğsüne yerleşti ve çelimsiz kollarıyla itebildiğince itti onu. Bir sanatçının, en az narin kristal bir vazo kadar kırılgan olması gereken birinin ince düşünceden nasıl da yoksun olabildiğine şaşmamak elde değildi. Lambri üst dudağını vakumlarken dişlerini bir kez daha olabildiğince sert bir şekilde onun alt dudağına geçirdi, ucu dantelle süslü beyaz çoraplarla bezenmiş up uzun bacaklarını ve beyaz sırtını çılgın bir tempoyla okşayan eller rahatsızlık veriyordu. Tüm bunların Aurelio nun gözleri önünde olup bitmesiyse işin en acı verici yanıydı. Adamın öpücüğüne direnmeye çalıştı fakat beceremedi, o iğenç dili dudaklarından içeriye girmişti işte buradan sonra zavallı Nikki ye karşılık vermeden bitmesini beklemek kalıyordu...

''Bana gerçek aşk edebiyatı yapma Aurelio kaç yaşındasın on dokuz? Yirmi? Gerçek aşkı bulduğunu iddia etmek için çok gençsin. Muhtemelen en erken yirmilerini yarılayıp mantığını tam anlamıyla kazandığında durup bir düşüneceksin, insanların söylediklerine hak vermeye başlayacaksın, belki de büyük aşkının heyecandan ibaret olduğunu farkedeceksin. Yaptığından pişmanlık duyacaksın ama o zaman da her şey için çok geç olacak...'' ...ve pek çok kişiyi de boş yere oyalamış olacaktı. Lambri gibi her açıdan mükemmel bir adamı bırakıp ta geçmişi pislikle dolu, belayı her gittiği yere götüren ufak bir oğlanı kollarına almak Romeo ya sorarsanız düpedüz salaklıktı. Eğer Nikki nin ünü sokaklara da yayılmış olsaydı başını kaldırıp insanların yüzlerine bile bakamazdı ''Ben temiz olduğumu iddia etmiyorum, ama cinselliği bundan zevk aldığım için yaşantımda bulunduruyorum, derdim çıkarlarım falan değil.'' ilgisizce omuz silkti ve Aurelio yu Nikki sinin yanına yatırıp tasmanın ucunu da yatağa geçirdi ''Neden bu kadar panik oldun Aurelio, bir de iyi yanından bak uzun süredir ilk defa gerçek bir erkekle beraber olacaksın.'' ellerini Aurelio nun incecik saçlarının arasına daldırarak onun o muhteşem, iri ve dolgun dudaklarına muzip dil oyunları içeren erotik bir öpücük bıraktı. Bu sırada ellerinin her ikisi de arsızca aşağıya inmiş elbisenin belden yukarısını yırtarcasına açmış ve incecik beline doğru sıyırmıştı. Elleri o bembeyaz pürüzsüz omuzlar ve sırtı büyük bir zevkle ve haşince okşuyordu şimdi. Dudaklarını O nunkinden ayırarak dilini geniş ve zarif alnında dolaştırmaya başladı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   C.tesi Şub. 06, 2010 3:48 am

Çocuğun sözleri her ne kadar belli belirsiz tebessüm etmesine yarasa da, hala kendisine karşı duyduğu tiksinti duygusundan vazgeçemiyordu. Önemli olan erkeklere ilgi beslemeyen birinin yapmış olduğu habis işten öte, evlilik hayatına ettiği en büyük ihanet olarak da hafızalara kazınacaktı. Öyle yada böyle, bir şekilde biri tarafından şu yatakta işi görülecekti ve bunun bir derece daha kötüsü şu kapıyı açar açmaz iğrenç bir şehvetle üzerine atlayan bir adam olmasındansa, ne yazık ki Nikkiel olması daha fazla işine geliyordu. Çocuğun yanaklarını öpmeyi keserek -mırlaması kendisini ürkütmüştü birazda- gömleği yavaşça omuzlarından sıyırdı. Çocuğun ufak elini yavaşça tutarak dudaklarına yaklaştı. Ufak bir tereddüt duymuştu, acaba onu öpse miydi, yoksa direk işe mi başlasaydı? Ancak Annabel'in parazit olup tam işine konsantre olmuşken araya girmesini ve hatta bitirdikten sonra pürüz çıkarmasını istemediğinden her şeyi tamamıyla yapmaya karar vermişti. Tabi bu çok zor bir karar olmuştu onun için. Yavaşça bir kolunu ufak tefek oğlanın beline dolayıp onu öpücük için kendisine yaklaştırırken, bir eli de ense kökünü ve saçlarını kavramıştı. İtiraf etmeliydi ki heyecanlanmıştı, ancak şehvetten ziyade, yaptığı işin tuhaflığından ve duyduğu garip korkuya benzeyen histendi. Umuyordu ki, bir yerlerde bir kamera yoktu da, evliliğini yıkacak bu dakikalar kaydedilmiyordu. Derin bir soluk alarak dudakları onunkilerle kibarca buluştu. Masum ve kısa bir öpücük olmasını umuyordu.


Bu isabetli sözün üzerine Lambri sadece gülümsedi. Kendi hastalıklı düşüncesine göre, Romeo da Aurelio'yu küçük düşürmek için böyle bir işe girişmiş olabilirdi. Onu beğendiğini yada Nikki kadar ilgi duymadığını düşünüyordu çünkü. Yavaşça Nikkiye dönerek "Gördün mü? Romeo kocanı da becerecek" sadistçe hazlar duyan biri gibi gülümseyerek tekrar oğlana sokuldu. İtiştirmesinin kendisine verdiği büyük coşkuyu bilse, oğlan Lambriye bir daha dokunmaya cesaret edemezdi herhalde. "Oh, gerçekten mi?" Yavaşça göğsünün üzerinde ki kar tanesini andıran bileği kaparak bileğini ufak ufak öpmeye başladı. Gözlerinde korkunç düşünceler tasarladığını belirten bir ifade vardı. Yavaşça ince parmaklarından birine dilini değdirdi ve onu hızlıca geriye büktü, kırılmamıştı ancak... Yani henüz. Kaşları muzurca havaya kalktı "Parmağını kırmamı ister misin? Açıkçası ben böyle güzel ellere kıymayı istemem, ama seçim senin yinede" Bir kaç saniyelik geri çekilip cevabını bekledi. Sonra işinde devam ederken dudaklarına geçen dişlerle yavaşça sıçradı. Dudağından damlayan kanı tek kaşı havada, alaylı bir ifadeyle sildi. "Her itirazının acısının Aureliodan çıkacağını bilmek hoşuna gider umarım" dedi eşinin başına neler gelebileceğine dair biraz bilgi vermek için. Eğer Lambrinin onu istediklerini almadan ve kafasndakileri yürürlüğe koymada hemen halledip bırakacağını sanıyorsa, Nikki çok yanılıyordu. İsterse sabaha kadar onunla oynayabilirdi. Romeonun sırada olmasını umursamadan bile. Son yıllarda tasarladığı bu tek geceyi heba edemezdi değil mi? Dudakları tekrar Nikkinin şerbet rengi dudaklarına büyük bir şehvetle yapıştı ve yine dili onun sıcak diline değdi. Bu sefer gerçek bir karşılık bulmayı istiyordu. Eğer yeterince korkmadysa, bir parça Aurelionunda acı çekmesi gerekecekti. Avuçları asıl görevine dönüp, oğlanın kalçalarını büyük bir keyifle ve doyasıya keşfetmeye devam ediyordu. Nasıl böyle yumuşacık ve pürüzsüz bir teni olabiliyordu ki? İnsanların hep Aurelio için sıraya girdiğine şahit olmuştu. Ancak şimdi Nikkinin de, marifetlerini göremesed e, neden fazlaca sıkıştırıldığını anlıyordu. Eh, geriye bunun keyfini çıkarmak kalıyordu.

"Bedensel gelişim değildir insanları olgunlaştıran, sağol ama senin gibi birinin nasihatlerini dinleyecek değilim. Diğer insanlar umrumda bile değil, ama sen insanları bu kadar umursuyorsan önce ailenin önünde düştüğün durumu düzelt" Sinir bozucu bir ifadeyle adamın suratına alay eder gibi bakarak sırıttı. Nikkinin ünü sokaklara yayılsaydı muhtemelen hiçbir şey değişmezdi. Amcasıyla bile yatmış bir insana edilecek en boş sözlerdi bunlar. Onu alır, yeni bir ülkeye gider ve her şeylerine orada devam ederlerdi. Ama öyle değildi işte, Aurelio ilk defa birine kendi isteğiyle tercihlerinden tamamen farklı bir şekli seçerek yaklaşmıştı. Babası, annesi bile buna saygı duyarken, hayat amacı sadece güzel oğlanları becermek olan bir akıl hastasını dinleyecek değildi. "Biliyor musun Romeo, gidip tedavi olmalısın. Ciddiyim, içinde kıvrandığın bu hayat felsefesi sadece akıldan rahatsız kişilere özgü şeylerdir. Hah, kalkmışsın bana nasihat ediyorsun. Şuna senin yerini alıp, Nikkiyle yatmak için yapmayacağım şey yok desene..." Evet, işin yatakta biteceği belliydi yol boyunca ipini çekişirdi, onu ittirdi hatta tekmeledi. Ancak hiç faydası yoktu. Açık sarı saçları güneşi bile kıskandıran güzellikle yastığına yayılmıştı. Ufacık, incecik bedeni mahrem bir elin iğrenç zevklerine sunulmuştu. Aynı mekanda olmaya bile tahammül edemediği adamı, bedenine bu kadar yakın gördüğü her saniye çıldıracak gibi oluyordu. Son sözü üzerineyse ince parmakları tasmayı çekiştirip boynundan çıkarmak için boşuna çabaladı durdu. "Hah gerçek erkekmiş, Romeo inan bana, şuan Caine'i de bir başka gerçek erkek hallediyor olabilir." Lambrinin yan tarafta Nikkiyi istekleri için zorlarken kendisi de Romeo yaklaşmasın diye saçlarına değen parmaklardan kaçmaya çalıştı. Kendisini öpmek için eğildiğindeyse, yüzüne doğru sinirle sıktığı yumruğunu savurdu. Adamın sıcacık nefesini, ıslak dilini dudaklarında hissettiğinde tiksintiyle çırpındı ve çenesini kiltledi daha fazlasını alamasın diye. Başını sağa sola çevirip mümkün olduğunca işini zorlaştırmaya çalıştı. Aynı anda eteğinin kısalığını, tahrik edici iç çamaşırının görünme ihtimalini bile umursamadan, süt beyazı ve kadınları bile kıskandıracak kadar güzel bacaklarını onu üstünden atmak, canını yakmak ve kendisine yaklaşmaması için uyarmak amacıyla savurdu durdu. Parmaklarının beyaz önlüğü haşince açıp aşağıya doğru sıyırmasıyla öfkesi daha da fazlalaşmıştı. Maharetli parmakları bir başka zaman olsa kendisini memnun edecekken, şuan hayattaki en tiksinirici şeylerdi. Omuzlarına değer elini kenara itti "Dokunma bana!" diye bağırdı. Sıtına değen parmaklarla kasılıp kalmıştı. Adamın dilini alnında hissettiğinde yüzü buruştu ve çenesini ittirmeye başladı "Çek şu salyalarını, tiksiniyorum senden!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   C.tesi Şub. 06, 2010 9:13 pm

Açıkçası Rain tarafından düşünülmek bile Nikkiel e yetmişti. Üstelik eğer adam teklifi reddetseydi muhtemelen Nikkiel de dışarıda ki iğrenç adamların saldırısına maruz kalacaktı. Onlardan birinin oyuncağı olacağına ilk deneyimini sevdiği adamla yaşamayı yeğelerdi. Çevresinde hizmetçileriymiş gibi dolaşıp duran sözde arkadaşları şu durumu bilseler şok üzerine şok yaşarlardı herhalde. O küçük prenses edalarında ki şımarık, kibirli ve burnu büyük oğlanın, normalde sürekli kendisine hizmet edilmesini olağan bir şeymiş gibi gören biriyken başka birinin kölesi bile olabilecek duruma gelmesi, ağzından çıkan her kelimeyi kutsal sayması şaşırtıcıydı. Gömleğinin aşağıya doğru kaymasıyla beyaz omuzları tüm zerafetiyle ortaya çıkıverdi. O kücücük elini dudaklarına doğru götüren Rain e alttan alttan çekingence bakıyordu şimdi. Rain in muhteşem dudakları, kendi dudaklarıyla buluştuğundaysa elinde olmadan kulaklarına kadar kızardı, teki mavi teki yeşil olan iri ve güzel gözleri dolu dolu olmuştu. Ne kadar da tatlı, yumuşak ve nazik bir öpücüktü diğer yandan da bundan hoşlandığı için kendisini kötü hissediyordu. Rain dudaklarını geri çekene kadar ona eşlik etmeye çalıştı, bu konuda ki acemiliği bir yana daha fazlasını isteyecek kadar arsız da değildi zaten...

''Neden birinin ona zarar vermesine müsade ediyorsun Lambri, Aurelio yu sevmiyor muydun?'' bari bu kadar çarpık bir intikam anlayışını gerçek aşkının ellerinden kayıp gitmesi üzerine edinmiş olsaydı, gel gelelim Lambri nin 'aşk' diye nitelediği şey Romeo nun hastalıklı tutkusuyla aynı histen ibaretti. Gözlerini Lambri nin henüz kavradığı bileğine doğru hafifçe kaydırdı sonra adamın yüzüne döndü, bu utanç verici giysilerin içinde ne kadar ciddiye alınırdı bilmiyordu gerçi ama ''Lambri, lutfen bırak gidelim. Sen Aurelio ya aşık değilsin, hissettiklerin 'tutku' denen hissin bir adım bile ötesinde değil. Romeo kadar hastalıklı düşünmeyen biri olarak bunumn farkına varmalısın. Bize boşu boşuna eziyet ediyorsun.'' Adamın önce dudakları sonra da dili ni kullanarak incecik ellerinden biriyle oynamaya başlaması üzerine, yüzünü buruşturmuştu deli gibi çırpınarak kendini onun ellerindne kurtarmak istedi. Parmağı falan umurunda değildi, işin sonunda öldürülecek bile Aurelio ya ihanet ihanet etmezdi. Fakat Lambri nin son kurduğu cümle işleri büyük ölçüde değiştiriyordu ''Tamam, istediğini yapacağım yalvarırım ona zarar verme.'' Narin bedenini iyicene kasmıştı artık, Lambri nin öpücüğüne çaresiz ve oldukça ruhsuz bir tarzda karşılık verdi. Kalçalarıyla oynamasınaysa sesisini bile çıkarmamıştı...

''Benim düzeltilecek bir yanım yok Aurelio, bence fazla konuşmasan iyi olur...'' dedi Romeo rahatsız edici bir kayıtsızlıkla. Sanki insanın sahip olduğu her türlü duyguyu aldırmış gibi öylece, normal bir yüz ifadesiyle Aurelio ya bakıyor, olağan bir tonda konuşuyordu. Sanki bahsettikleri çok normal ve önemsiz şeylermiş gibi. ''Ben çiçekten çiçeğe sıçrayan bir sapık değilim, adresim belli. Birinin tanrıçalara özgü güzelliğine tapmak ruhsal bir bozukluk mu? Ben bir sanatçıyım tabii ki etrafımda ki güzelliklere ihtiyaç duyacağım.'' İşini daha rahat halledebilmek için gri, incecik üst bedenine oturan ceketini çıkardı ve yavaşça yanda duran koltuğun üzerine bıraktı. Gencin acemice savurduğu yumruğu kolayca atlatmıştı, dur durak bilmeyen öpücüğü sürüp girerken zarif elleri eşsiz bir kabiliyetle Aurelio nun pürüzsüz boynunu ovalamaya başladı, oradan ensesine doğru tutkuyla kaydı. Bu derece biçimli bir bedene dokunmak Romeo ya haz veriyordu, böylesine her zaman rastlayamazdınız. Kendisini hedef alan saldırılara zerre kadar aldırış etmeden işini bir süre devam ettirdikten sonra dudaklarını onunkilerden ayırdı, yanaklarını yalarcasına öperek kulağına kadar ilerledi ve fısıldadı '' Rahat dur Aurelio senden karşılık beklemşyorum, tek istediğim karşı koymaman. Eğer sözümü dinlemezsen acısını küçük sevgilinden çıkarırım.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Paz Şub. 07, 2010 3:27 am

Çocuğa karşı duyduğu vicdan azabı ister istemez öpücüğün verdiği cesaretle ikinci derecede endişe verici oluyordu. Farkına varmadan öpücüğü yavaş yavaş tutkulu bir hal aldı. Oğlanın mırlaması, sıcak teninin yakınlığı ve yapacağı işi bile kabullenir olmuştu. Gözlerini bir an kapatarak karşısında sanki karısı varmış gibi öptü onu. Elleri büyük bir özlemle boynundan yukarıya, yumuşak yanaklarına çıkarak okşadı. Başını yavaşça yana yatırmış, tuhaf bir cesaretle dilini onunkine değdirdi. Islak dudakları yaptığı işten hoşlanmasa da, bir insan olarak duygularının hareketlenmesine yarıyordu. Öpücüğü gittikçe büyüdüğü esnada gözlerini açtı. Karşısında onun nemli kirpiklerini ve kızaran yüzünü görünce yaptığından pişmanlık duymuştu. Onun duygularına, belkide paylaşmak bile istemediği bedenine yaptığı büyük bir saygısızlıktı elbette. Ellerini yanaklarından indirip zarif omuzlarında ve aşağıya doğru ilerleyerek belinde gezdirdi. Ardından dudaklarını geriye çekti, tasvip etmesede yaptığı işi aldığı tadı sevmişti. Ne olursa oslun, bunun nedeni bir insan olmasından dolayıydı. Başka hiçbir şey...
Çocuğa utangaçlıklarını yendiklerini düşünerek iyice yaklaştı. Kendi üstünde zaten bir gömlek olmadığı için yavaşça ona sürünen çıplak teniyle yatması için yavaşça üzerine abandı. Dudakları şimdi kuğuninkiler kadar zarif boynunu öpmeye başlamıştı. Zincirsiz eliyse göğsüne çıkmış kadınlarınkine alışık olan biri olarak ilk irkilse de ve kendisini memnun edecek bir şey bulamasa da yavaşça okşamaya başlamıştı. Öpücükleri ağır ağır omuzlarına, sonra da göğüslerine indi. Bu durum biraz komiğine gitmişti, çünkü bir erkeği en fazla tahrik eden yerler olarak bilinen göğüslerden hiç eser yoktu, hatta oğlanın bedenini incelediğinde her ne kadar güzel de olsa, kalçaların esrarengiz kıvrımından ve kadınlara özgü dolgunluktan yoksun oluşu kendisini güldürüyor ve aynı zamanda itiyordu da. Dudakları son olarak oğlanın ufak, sert ve pespembe göğsüne kadar indi. Yavaş yavaş ıslak dilini bedenine değdirecek cesareti bulmuştu ve yavaşça oğlanın ufak kalçasına indi zincirli eli. SOna doğru yaklaştıkça, evlilik hayatı olan ve bazı şeyleri yaşamış bir erkek olarak Rain'i bile ürkütüyordu. Hem cinsinden bir insana ilgi duyan diğer erkeklere doğrusu fazlasıyla şaşıyordu.


"Hala seviyorum" Doğruydu, hala onu çok fazla seviyordu, her gece rüyalarını süslüyor, hangi sarışına baksa -çirkin bile olsa- Aurelio'sunu görüyordu. Ancak aynı zamanda O'na olan sevgisi ne kadar büyükse, bir yandan da kızıyor ve sevgili olacak şu sürtüktende ölesiye nefret ediyordu. Ancak şu da bir gerçekti ki, Nikkiden nefret etmesine karşın çocuğun esrarengiz havası kendisinde bir ilgide uyandırıyordu, Aurelioya beslediği türden değil, sadece aşırı güzel birini görünce duuylan arzu ve bir sürelik eğlence içindi. Belki bu yaptığı kimisi için tuhaf bir intikam yöntemiydi, ancak bir insanı aşağılayabileceğiniz en son nokta onu 'becermek' olabilirdi, yada belki de öldürmek. Romeo'nun Aurelio ile oynamasına neden izin verdiği mevzusu ise biraz çetrefilliydi. Genelde ona kendisinden başka birisi el sürerse kaplan gibi saldırgan olabilirdi, hatta Romeo'yu şuan fazlasıyla kıskandığı ve sorduğu sorununda arkasındaki niyet Nikki varken Aurelio'ya dokunmak niye? demekten ibaretti. Ancak şu da bir gerçekti ki, oda Nikkiye dokunuyordu ve bu konuda Romeoya söyleyebileceği bir şey yoktu, zaten adamın ona zerre kadar ilgi beslemediğinden adı gibi emindi, yani öyle umuyordu? Bundan gerçekten emin olmak için başını Romeo'ya çevirdi, gözlerinde bir haz olduğu gerçekti ama ilgi çok farklı şeylerdi. Hem Aurelio biraz acı çeker, Nikkiyle evlenmesinin nelerine mâl olacağını görür ve kendisi onu korumazken nasıl av olacağını öğrenmesi için iyi bir fırsat olurdu. Yakarışlarına ise acı acı, büyük bir kayıtsızlıkla güldü. "Belki Aurelio gider ama sen pek umutlanma, Romeo ile aramızdaki fark bu, ben Aurelio'ya ne yaparsa yapsın kıyamam ama Romeo sana canı ne istiyorsa yapar, her zamanki gibi, kimse seni gerçek bir aşkla değil, bir mal olduğun için istiyor." Yavaş yavaş bileğinden dirseğine doğru indi öpücükleri ardından devam etti "Keşke aramıza girme aptallığını yapmasaydın ancak onu ve diğer avlarını nasıl kandırdığını da çok iyi anlıyorum." Karşılık vermeyi oğlan kabul ettiğindeyse, parmağını bırakarak öpücüğüne büyük bir hazla devam etti. Sanki çocuğu yiyecekmiş gibi şehvetle öpüyordu ve onun dili de hareket edip kendisine değdikçe vücuduna yayılıp kendisini iyi hissettiren şehvet duygusuda kabarıyordu. Dili iyice arsızlamış, neredeyse oğlanı boğacak kadar ilerlemişken gömleğin düğmelerini sabırsızca, kopararak açtı. Parmakları büyük bir çoşku ve hazla incecik bedene yayıldı. Ufacık göğüs kafesinin inip kalkışı bile kendisini tahrik ediyordu. Parmakları ufak ve sert göğüslerini buldu. Naziklik belirtisi göstermeksizin, hazzını daha da fazlalaştırmak için sıktı. Ancak hala oğlanın o güzel ve iştah kabartıcı ufacık ağzından vazgeçemiyordu. Nikkinin ufak bir etekle örtülmüş bacaklarını yavaşça aralayarak iki yanına aldı ve mahrem bölgesine yaklaştı. Henüz eğlenceye başlamayı düşünmüyordu, amacı sadece onu tahrik etmek ve heyecanlandırmak için şehvetin etkisiyle sertleşmiş erkekliğini hissettirmekti.

Adamın kayıtsızlığı karşısından ister istemez ürküyordu. Psikoloji alanı değildi ama bu hissizlik tavrının normal olmadığını ve her an her şeyi yapabilecek kabiliyette biri olduğunu anlamak işten bile değildi. Sadece susmayı denedi ama başaramıyordu. Romeo kendisiyle fazlasıyla çelişiyordu çünkü. "O zaman benden ne istiyorsun? Madem bir sanatçı olduğunu iddia ediyorsun insanlara zarar verme, bir sürü güzel erkek yada kadın var evli olmayan. Git başka bir Tanrıça bul kendine..." Caine mevzusunu açmamıştı bile. Ayrıca şu sözlerine bile gülmek isterdi ama durumu pek müsait değildi. Adam ceketini çıkardığında aynı ruhsuzlukla bedenine baktı. Kendilerini nasılda küçük düşürüyorlardı. İstenmedikleri halde bu bedenlere ihtiyaçları olduğu yalanına kendilerini inandırmaları o kadar saçmaydı ki. Tepinmelerine bile kayıtsızlıkla karşılık vermesine çok fazla bozuluyordu. Bir tokat, bağırma yada herhangi bir tepki? Bir insan nasıl böyle donuk olabilirdi anlamıyordu, kendisi tecavüze uğrayacağının bilincinde olduğundan, tüm normalliğini yitirmişti. Gerçi tecavüzlere, hatta toplu tecavüzlere bile alışkın biri olarak Romeoya verdiği bu tepki sadece onun Romeo olmasından ibaretti. Hayatındaki biricik eşinin geçmişindeki en kara lekelerden, en büyük belalardan biriydi ve şimdi, bu yere batasıca günde hortlayıvermişti. Adam kendisini durmaksızın tek taraflı ve keyifsiz bir his bırakarak öperken parmaklarını adamın omuzlarına yaslamış en azından bedeni kendisine değmesin diye ittirmeye çalışıyordu. En büyük korkusu ise insan olmasının getirisi olarak tahrik olmaktı ve adamın sinsice şehvetinden faydalanmasıydı. Hayır, hiçbir şekilde ilgi beslediğinden olmayacaktı bu fakat insan bedeni ve şehvet hissi o kadar ilginçti ki, tecavüze uğrarken bile tahrik olması mümkündü. Karşısında iğrenç görünümlü, pis kokan bir adam olmasını bile isterdi şuan. Aklı almıyordu dış görünüşünün ve hatta isminin bile davranışlarıyla bu kadar zıt olmasını. Aynı sinsiliği Lambri içinde hissetmişti. Nikkinin hoşlanmasına imkan vermiyordu ancak ufak sevgilisinin arzularıı sinsice kullanacağı ve istemeye istemeye tahrik için zorlayacağı bir gerçekti. Erkek olmaya çabalayan biri için, gerçeken bu işte iyi olan birilerinin yanında aşağılanmak kadar kötüsü olamazdı, her konuda... Adam omzuna ardından ensesine değdiğinde tiksinti ve iğrenç bir ürpertiyle kıvrandı. Yabancı bir elin sıcaklığı ne kadar iğrençti tahmin edemezdiniz. Dudaklarıyla işi bitip yanağına ıslak dokunuşlar bırakırken, Romeoyu unutmuş, yavaşça o işini gördüğü esnada Nikki'sine dönmüştü. Lambrinin büküp bıraktığı eli yavaşça kavradı. Sadece Nikkiye özel kasvetli ve tatlı bir mırıltıyı andıracak şekilde çıkan sesiyle "Seni koruyamadığım için beni affet sevgilim..." dedi. Yavaşça eşinin elini büyük bir sevgi ve acıyla sıktı. Onun bu hale düşmesini görmeye dayanamıyordu. Lambrinin kıskanç ve öfkeli bakışlarına sitem ettikten sonra onu incittiğinin farkında olarak gözleri sadece Nikkiye odaklandı. Şu haldeyken bile onu ne kadar fazla sevdiğini sorgulamaya gerek yoktu. Daha sonra bıkkınca Romeonun sözlerini dinledi. Yanağındaki ıslaklığı silerek "Biran önce işini gör ve git Romeo, benimle oynamana gerek yok, mesajını anlıyorum ve yeterince incindim zaten, kendini kasmana da gerek yok. Ancak sende şunu anla artık, Nikkiyi öyle yada böyle bırakmaya niyetim yok, canımızı ne kadar yakarsan yak ne kadar tecavüz edersen et... O beni seviyor ve ben de onu, hayatımıza girip bizi inciten diğer pisliklerden bundan sonra da hiç farkınız olmayacak." Artık direnmiyor Romeoya karşı aldırışsız ama Nikkinin üzerine titrer bir ifadeyle duruyordu. Gösterişli evlilik yüzüğünün bulunduğu parmaklarını Nikki'sininkilere kenetledi ve bekledi. Ölü gibi yatarken onun fazla zevk alamayacğını düşüüyordu ve çırpınmasına son vemek zor olsada daha mantıklı gelmeye başlamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Ptsi Şub. 08, 2010 11:12 am

Out:Misafirim olduğu için rahat rahat yazamıyorum. İdare edin hanımlar


Öpücük derinleştikçe ufaklığın kalp atışları da hızlanmaya başlamıştı, duyduğu mutluluğa engel olamayarak elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışaraktan Rain e eşlik etti. Adamın bu yaptığı Nikkiel i asla üzmemiş hatta ayaklarını yerden kesmişti. Tek sorun bunu Rain e itiraf etmekten ölesiye utanmasıydı. Dokunuşları, okşayışları öylesine tatlıydı ki...çocuk her an kendini kaybedebilirdi.Öpücük sona erdiğinde Rain i cesaretlendirmek için iyicene yaklaşarak minik burnunu onun yanaklarına hafif hafif sürttü. Üzerinde abanmasıyla beraber itirazsızca yatağa yattı, genç adamın düşünceli biri olduğunu düşünüyordu, eğer onun yerinde başkası olsaydı-hele de bir hemcinsiyle beraber olması istenen heteroseksüel bir erkek- sadece kendini kurtarmak derdiyle karşısındaki nin duygu ve düşüncelerini hiç umursamadan bir fahişeyle yatıyormuşçasına özensiz, hoyrat davvranırdı. Genç adam o güzel dudaklarını boynuna daha rahat değdirebilsin diye başını iyicene yana yatırıdı, dudaklar ilerledikçe nefes alıp verişleri yavaş yavaş hızlanıyordu. Ürkek davranarak ince kollarını uzatarak ufak bir tereddüt ün ardından Rain in bedenine doladı.

''Sanmıyorum'' dedi donuk bir sesle, Aurelio yu sevmeye hiç te hakkı yoktu. O yanlızca Nikki ye ait olabilirdi, oğlanın uzun ince parmaklarında taşıdığı tek yüzük te bunu kanıtlarcasına pırıl pırıl parlıyordu zaten. Bir zamanlar Aurelio nun hayatında olması dışında bir şeylerin geçmişte kaldığını halen kabullenememiş olduğu için Lambri den ölesiye nefret ediyordu. Hazır kolları serbestken incecik ellerini onun boğazına dolayıp gözünde ki yaşam ışığı sönene kadar sıkmak isterdi fakat ne yazık ki küçük bir kız kadar çelimsiz olması bir yana böyle bir şeyin girişiminin bile Aurelio ya zarar vereceğinin farkındaydı. ''Auelio nun serbest kalması benim için yeterli Lambri, ama senin ona kıyamadığın sırtımda ki yaraların bir kısmından sorumlu olabilecek kadar vahşi bir adamın ellerinde olmasından belli.'' iyicene kısılmış gözleri madem o kadar aşıksın al onu Romeo nun elinden der gibi bakıyordu. Eğer illa birilerinin eline düşeceklerse Romeo nun ne kadar acımasız ve hoyrat biri olduğunu bilen biri olarak, Aurelio nun O na daha nazik davranacak olan Lambri yle beraber olmasını tercih ederdi. Bu arada dili ,üzerinde ki adama karşılık mahayetinde ruhsuzca hareket etmeye başlamış, Lambri işi uzattukça uzattığı için nefesi iyicene kesilmişti. Gömleğinin önü sertçe açıldığında rahatsız edici bir ürperti tüm bedenine yayılmıştı, göğsünün üzerinde hoyratça kımıldanan parmaklar canını yaktığı için dudaklarının arasından ufak bir inilti çıktı. Bacaklarının arasında hissettiği erkeklikse hepten ürkütmüştü onu.

''Senden tek istediğim eğlence, başka tanrıça bulma konusuna gelince...üzgünüm ama olmaz. Ben kendi küçük tanrıçamı, ilham perimi istiyorum'' göz ucuyla karşı cinsin giysilerine bürünmüş o incecik ve minik bedeni süzdü. Yumuşacık tenini hissetmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki...ama nihayet gecelerce beklediği anın gelip çatmasına çok az bir süre kalmıştı. Elinin altında ki diğer bir güzellikle oynamayı bitirince elleri yeniden o kuzguni, parfüm kokulu saçların arasında dolaşmaya başlayacak, çelimsiz bedeninde oluşan her bir morluktan haz duyacaktı. Aurelio nun aşığının elini sıkıca kavrayışını küçümseyerek izledi '' Endişelenme bundan böyle benden başka hiç kimse ona el süremeyecek. Bu eşsiz güzellik sadece bana ait olmalı.'' terbiyesizce sırıttı. Aurelio nun yumuşak bedeninin her bir organının tadını sindire sindire çıkarabilmek için elini olabildiğince ağır tututyordu. Dolgun dudakları gencin çenesinden boynuna doğru kayarak beyaz tenini emip morartmaya hatta yer yer dişlemeye başlamıştı ve doğrusu bu yaptığından büyük bir haz alıyordu. Bu esnada boşta kalan elleri güzel kollarını daha iyi hissedebilmek için omuzlarından aşağıya kayarak dantel eldivenlerden kurtuldu ve nezaketten eser taşımayan bir tempoda okşamaya başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Ptsi Şub. 08, 2010 2:35 pm

Out; Sorun değil ^^


Nikkiel'in burnunu sürtmesiyle ister istemez gülümsedi. Onun aklını çelmeyi istemiyordu, Çünkü Rain tekrar evine döndüğünde arkasında bıraktığıyla vicdan azabı eskisinden de fazla olacaktı. Bazı insanlar için böyle güzel bir oğlanı kendisine aşık etmek bulunmaz bir nimet olabilecekken kendisi bundan son derece korkuyordu. Sadece arkadaş gözüyle baktığınız, ufak bir çocuğu bu şekilde incitmeye hakkı yoktu. Annabelden işte en fazla bu yüzden tiksiniyordu. Bir kaç saatlik eğlence için Nikkiel'in tüm hayatını karartabilirdi, hatta çocuğun ileriki aşamalarda evliliğini yıkması bile söz konusu olabilirdi... Fakat buradan tek parça çıkmak istiyorsa düşüncelerinden sıyrılıp, ona fazla yüz vermeden sadece işi olduğu için bu işe devam ettiğini belirterek ilerlemeliydi. Yüzündeki gülümsemeyi ustaca kapatarak derin solukları geçip sakinleşene kadar bekledi. Kollarını beline dolaması bile kendisini fazlasıyla üzüyordu. O ufak ellerin kendisine daha fazla dokunup mutlu olmasına izin veremezdi, hem kendi duyguları, hem de onun duyguları için beline dolanmış parmakları tuttu ve uzaklaştırdı. Daha sonra elleri oğlanın kemerini buldu ve Nikkiel'in yüzüne bile bakmaya cesaret edemeyerek çözdü. Ardından pantolonu bir çırpıda çıkartarak yatağın kenarına bıraktı. Parmakları ne yapacağını düşünürken oğlanın pürüzsüz ve güzel bacaklarını keşfetmeye başlamıştı. Kulağına eğilerek fısıldadı "Affet beni Nikkiel..." Yapmak üzere olduğu ve kararını alması hayatındaki en zor anlardan biri olduğu için yüzünde büyük bir endişe vardı. Bir çırpıda oğlanın çamaşırı ve kendi kıyafetlerini çıkardı. Nikkiel'in önünde o işe hazır bir vaziyette çıplak durmak bile Annabel'in meraklı bakışları kadar rahatsızlık vermiyordu.



Nikkiyi daha da kahretmek için Romeo'nun ve Aurelio'nun da duymasına özen göstererek "Romeo Aurelio'ya ne istiyorsa yapabilir veya onu serbestde bırakabilir. O artık senin eşin, bu yüzden ikinizde bazı şeylere katlanmalısınız. Ama şunu unutma, Aurelio buna tek seferlik katlanmak zorunda kalabilir." Aslına bakılırsa Romeo'nun Aurelioya yapacağı hiçbir şey umrunda olmazdı, şuan kızgınlığı Aurelio'nun sevgi gösterileriyle o kadar fazla artmıştı ki... İsterse onun bedenini defalarca kullanabilir, tüm sapkın emellerini üzerinde harcayabilirdi. Tek şartla; öldürmemek ve aklını çelmemek... Eh, bunları yapacağınıda hiç sanmadığından tutturacağı ayara güveniyordu. Romeo eğer bunlardan birini ihlal ederse, küçük Tanrıçasına el koymaktan da çekinmezdi. Oğlanın ağzıyla olan işi şuanlık bitmiş, dilinin ve parmaklarının gövdesinde keşfetmediği bölge, tadını çıkarmadığı oyun kalmayınca Pierrot'a dönerek "Nikki'yi daha da tatlandıracak şeylere ihtiyacım var" dedi hain bir gülümsemeyle. Pierrot'un yanlarına bıraktığı gümüş tepside ki bir bardak, kaliteli kırmızı şarabı önce şehvetle gülümseyen, düzgün dudaklarına götürüp bir kaç yudum aldı. "Ah, tam istediğim gibi" Tatlı ve mayhoş kıvamın tadına vardıktan sonra yavaşça kıkırdayarak oğlanın yüzüne, bedenine ve avuçlarına dökmeye başladı. Şimdi bunları ziyan etmemeliydi değil mi? Ufak bir kedi gibi dudaklarının arasından çıkarttığı diliyle oğlana yaklaştı. "Şimdi seni temizlemeliyim" dedi sanki onun uşağıymış gibi ironik bir ifadeyle. Şaraba bulanmış ufak burnunu, pürüzsüz ve tatlı yanaklarını, en fazla hazzı yaşatan boynunu ve omuzlarını ardından ıslanan diğer bölgeleri bıkıp usanmadan yaladı, öptü, emdi ve heyecanla ısırdı. Ardından dizlerinin üstünde durarak pantolonunu çıkardı. Nikkiyi yavaşça kaldırarak yüzündeki ürpertinin verdiği hazla kucağına çıkardı. Minicik eteğinin altında, bir süre sonra ona vereceği hediyesini kalçalarının hala hissedebildiğini biliyordu. En sonunda oğlanın incecik parmaklarına bulaşan şarabı teker teker, ilginç dil oyunlarıyla emmeye başladı, gözleri de tabiki onunkilere kenetlenmişti. İşini bitirince tepside duran çikolata sosuna daldırdı parmaklarını ve Nikkinin dudaklarına dayadı. "Yapabildiğinin en iyisini görmek istiyorum, ruhsuzca değil, istekli ve şehvetli olacaksın" Sanki parayla tuttuğu fahişeye buyururmuş gibi alayla gülümsedi. Oğlanın çıplak bedenini iyice kendi çıplak gövdesine yaklaştırdı ve kollarını beline dolayıp dudaklarını en yakından seyretmek için burnunu ve dudaklarını Nikkinin yanağına dayayarak bekledi. Bu esnada parmakları da pek uslu durmayarak sırtını okşamakla ve Romeo'nun zevkle seçtiği güzel iç çamaşırını çekiştirmekle meşguldü.


Hah, Aurelio'dan başka eğlenecek birini bulamamıştı sanki. Sıkıntıyla gözlerini devirdi. "Ben seni eğlendiremem" diye itiraz etti. Romeo'nun Nikkiye yercesine bakmasına karşılık sinirden kıpkırmızı olmuştu, şuan duyduğu kıskançlık ve öfkeyle adama saldırıp uzun tırnaklarını yüzüne gözüne saplayabilirdi. Ancak Aurelio büyüleri olmadan hiçbir şeydi ve bunun sonucunda sadece Nikkiye zarar gelecekti. Elinde olsa onu Nikkiden vazgeçirmek için istediği kadar ve istediği şekilde bedenini emrine sunabilirdi, ancak bu hastalıklı beyin nasıl çalışıyorsa eşinden vazgeçmeye başka bir alternatifle kandırılmaya yanaşmıyordu bile... Adamın yüzündeki sapkın ifadeyi gördükçe eski dostu Caine'e bile acıyordu, ilginçti ama Romeonun sahip olduğu eşin Nikkiden hiçte aşağı kalır bir yanı yoktu, hatta Nikkiye aşık olmasa Romeonun aptal olduğunu bile düşünürdü. Şöyle bir düşününce aklına Romeonun Nikkiye aşık olup olmadığı sorusuda gelmişti. Derin bir nefes alarak, suratsız ve bakışlarını herkesden kaçırarak "Nikkiye aşık mısın?" diye sordu. Çenesindeki dudakların aşağıya inmeye ve canını yakmaya başlamasıyla şerbet kırmızısı dudakları aralık bir vaziyette acıyla solumaya başladı ve ufak çığlıklar attı. Eldivenin çıkarılmasıyla ve adamın parmaklarının kollarında gezinmesiyle yüzünü buruşturarak alt dudağını ısırdı. Bakışlarını umutsuzca tavana dikmiş, kaskatı bir vaziyette adamın her ne yapacaksa biran önce yapıp bitirmesini bekliyordu. Sanki saatler geçip gidiyormuş gibi geliyordu, Nikkinin elinin Lambri tarafından ayrılmasıyla ve oğlandan ses çıkmamasına morali iyice bozulmuştu. Adam dokundukça tuhaf bir ürpertiye titredi; çocukluğunda amcasıyla olan anılarında, okuldaki arkadaşlarım dediği kişilerin odasına ettiği iğrenç niyetli hücumlarında, öğretmenlerinin işlerini zorla bir çırpıda halledişlerinde, ormanda geçirdiği vakitlerde esir düştüğü zaman gördüğü çirkin muameleler esnasında titrediği gibi, o hisle ürpermiş ve dolan bakışlarını tavana dikerek donukça kalakalmıştı. Hepsini geride bırakıp yeni bir sayfa açtığına o kadar emindi ki, bu durum kendisi için büyük bir yıkım olmuştu. Hele asla kurtulamayacakları düşüncesinin pençesindeyken o güçlü ve karakteristik özellikleri uçup gitmiş, sadece donakalmış bir vaziyette Nikkiye zarar gelmesin diye can düşmanının dokunuşlarına tahammül etmeye çalışıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Ptsi Şub. 08, 2010 4:36 pm

Nikkiel Rain e fazlasıyla aşık tı zaten bu konuda yapılabilecek bir şey ne yazık ki yoktu. Gel gelelim Rain in kendisine karşı zerre ilgi beslemediğinin de gayet farkındaydı, adamın sevgisini kazanmak için çabalamayı kesmesinin en önemli iki sebebinden biri de buydu zaten. Fakat Rain tarafından en azından arkadaş olarak görüldüğünü bilse kesin çok mutlu olurdu. Adamın bedeninden ayırdığı çelimsiz kollar dirseklerden bükülmüş halde oğlanın iki yanına düşüp bir daha da kımıldamadılar. Nikkiel işte şimdi huzursuzlanmaya başlamıştı, varığının bile Rain i rahatsız ettiği inancı tüm beynine yeniden yayılıverdi. Minik bedeni işte bu düşüce yüzünden kaskatı olarak ürpermişti. Solgun yüzünü yana çevirdi, iricene gözeri Annabel in az ileride ki figürünü görse da beyni, fazlasıyla dalgın olduğu için algılayamıyordu. Kemerinin çözülmesini sakince bekledikten sonra, bacaklarını keşfetmeye başlayan güzel ellere tepki vermemeye çabaladı, Rain daha fazla üzülsün ya da rahatsız olsun istemiyordu. '' Sen beni affet Rain, bana bağlı bir şey olsa seni rahatsız etmemek için elimden gelen her şeyi yapardım...'' Hatta Annabel in kabul edeceğini bilse o iğrenç kaslı adamlardan biryle bile beraber olabilirdi.

Aurelio yu Romeo gibi bir sapığın merhametine bırakması Nikki yi öyle öfkelendirmişti ki, nasıl yapardı bunu? Olacakları göremiyor muydu? Derin ve titrek bir nefes aldı '' Sevdiğin birine ne kadar kızarsan kız nasıl kıyarsın? Şu anda beni sevindiren tek şey ne biliyor musun? Aurelio gerçek yüzünü tekrar tekrar görüyor. Söyle bana intikam mı daha kıymetli yoksa Aurelio mu? '' hissettiklerinin tutkudan ibaret olduğunu farketmesi için çabalayarak, Lambri denen adamın konuştukça daha da ibret verici hale geliyordu, insan bu kadar sevdiği birini nasıl başka birinin ellerine teslim eder ki Nikki Aurelio nun kendisinden önce başka birini sevdiğini düşündükçe bile çılgına dönüyordu. Sevgilisinin sıcacık elini sıkıca kavrayıp öpücük boyunca bir kez bile kapamadığı gözlerini 'sen elinden geleni yaptın' dercesine onun yüzüne dikti. Şu odada görmek istediği tek şeydi sevgilisi ve uzattığı el olanlara katlanabilmesi için moral veriyordu. Lambri tiksinti uyadırıcı diliyle, ellerini üzerinden çekince biraz olsun rahatlamıştı fakat hemen ardından gelen cümle adamın daha beteriyle geri geleceğinin habercisi olacak nitelikteydi. İncecik kaşlarını ister istemez çatarak 'yine kafasından neler geçiriyor acaba' diye düşünmeden edemedi, lanetli bir karakteri arkasında gizleyen yakışıklı yüzüne yerleşen o şeytan gülümsemeye bakarak sırada ne olduğunu bilemese de ne ölçütte bir şeyle karşı karşıya kalacağını tahmin edebiliyordu. Lambri kadehi eline aldığındaysa kendisini bekleyen yeni iğrençliğin nihayet farkına varabildi. İşte, adam şarabı büyük bir zevkle önünde ki çıplak bedenin üzerine dökmeye başlamıştı bile. Avuçları, çıplak gövdesi ve minik yüzünde hissettiği serin ıslaklıkla yeniden ürpermişti ki Lambri nin dili dudakları ve hata dişlerini kulanarak yaptığı şeyler bundan çok daha beterdi. Adamın kucağına itaatkarca çıkarak güzel kaçalarını huzursuz edici erkekliğinin üzerine yerleştirdi, O ıslak diliyle parmaklarında kalan şarabı kendi değimiyle 'temizlerken' mecburen hiç sesini çıkarmadan bekledi hissettiği tek şey ise tiksintiydi. Son olarak Lambri nin emrettiği üzere dudaklarına yaklaştı ve sahte bir tutkuyla yalayıp öpmeye başladı. Daha önce onun gibi pek çok pisliği tatmin etmek için tutkuyu taklit etmişti ama o zamanlar sevecek kimsesi olmadığı için bu kadar kötü hissetmiyordu. Nihayet öpücük sona erdiğide Lambri iyicene yaklaşmış hatta yaklaşmakla kalmayarak ürkütücü nefesini yanaklarında hissetmesine sebep olmuş, hiç haz etmediği bu yakınlık yüzünden kalçalarının altındakinin daha da bir farkına varmıştı. Sırtınının ovalanması özellikle de iç çamaşırının çekiştirilmesiyle iyicene kızardı.

Romeo ise Lambri den de aldığı onayla iyicene mest olmuştu, hoş Lambri karşı çıksaydı bile bulduğu bu nimetten sonuna kadar yararlanma konusunda ne kadar kararlı olduğunu bilemezdiniz. Şimdilik sadece ısınıyordu Aurelio kendisini nelerin beklediğini bilse şaşar kalırdı ''Ben seni eğlendireceğim Aurelio sen beni değil. İtiraf et bunu istiyorsun.'' diye arsızca sırıttı. Aurelio tarafından arzulandığına inanıyordu. Nede olsa O gerçek erkeklere ihtiyaç duyan biriydi ve minik Nikki ye olan aşkı yüzünden gecelerce bu zevkten mahrum kalmıştı. Neden kendisini serbest bırakıp olacakların tadını çıkarmaya bakmıyordu ki? Vicdan azabımıydı onu tutan? İşine kısa bir mola vererek biraz rahatlatmak adına gencin başını okşadı ses tonu ilginç şekilde tatlılaşmıştı '' Bırak kendini, zevk aldığının farkındasın bu gerçeği reddetmek kendini kandırmaktan başka bir şey değil '' Sıkıca tuttuğu kollardan birini kaldırıp kendisine doğru çekti ve Aurelio nun güzel parmaklarını tutkuyla yalayıp emmeye başladı, buğulu mavi gözleri arada Aurelio nunkilere dikilip ufacık bir haz belirtisi arıyordu. Sorusunu ''Yoo, hayır'' diye kestirip attıktan sonra sıra o güzel up uzun bacaklara gelmişti. Ellerini yacaşça gencin bacaklarına indirdi ağır bir tempodan başlayarak okşamaya başladı, sonra sert bir hal alıp hoyratlaştı en sonunda da elinin altında ki yumuşacık eti şehvetle sıkıştırmaya başladı. ''Biliyormusun muteşemsin. Gerçek bir erkeği hak edecek kadar muhteşemsin.'' Ukelerle oynayıp dünya üzerinde ki pek çok erkeği bu güzellikten mahrum ederek büyük bir bencillik yapıyor, ayrıca kenisine boş yere işkence ediyordu oysa ki uhteşem bedeni çok iyi şekillerde değerlendirebilirdi Dişleriyle gencin narin omuzlarına küçük mor işaretler bırakmaya başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Ptsi Şub. 08, 2010 6:40 pm

Uzun, ince parmakları kibarca oğlanın bacağını bırakıp, saçlarını okşamak üzere yukarı çıktı. Keşke bu güzel çocukla hiç karşılaşmasalardı da, onu böyle üzmek zorunda kalmasaydı. "Beni rahatsız etmiyorsun Nikkiel" Ona verdiği zararı şimdi daha net görebiliyordu. Oğlanın donuklaşması, aldığı karardan kendisini vazgeçirip ona gerçek bir aşık numarası yapmasını öğütlerken, mantığıda yapacağı en ufak zaaf belirtisinin onun ruhunda ne gibi yaralar açacağını bildiriyordu kendisine. Zaten artık sona yaklaştıkları için ikisinide dinlemeyerek işleri oluruna bırakmaya karar verdi. Parmaklarını saçlarından çekerek yavaşça kalçasına indirip, nazikçe okşadı. Hazır olduğunu umduğundan oğlanın ince bacaklarını iki yanına aldı. Derin bir nefes alarak iyice yaklaştı ve canını yakmamaya çalışarak erkekliğinin kudretini göstermeye başladı. Nazikçe ve yavaş yavaş bedenleri tek parça olurken, şehvet fazlasıyla bedenini ele geçirmişti. Yavaş yavaş başlayan gel-gitleri, şimdi hızlanmaya başlamıştı. Derin derin soluyup kısık bir inleme bıraktı. Parmakları sıkıca oğlanın bacağını kavramış, öbür eli ise bedeninin yumuşaklığını gerçek bir şehvet hissiyle keşfediyordu.



Yumuşacık kalçalarının her santimini ve her kıvrımını hissettikçe işe başlamak için o kadar fazla sabırsızlanıyordu. Oğlanın kızarmasını bir tahrik olma belirtisi olarak algılaldığı için keyfi iyice yerine gelmişti. Muhteşem dudakların kabiliyetini hayranlıkla izledi. Çikolata sosu tamamen temizlendiğinde pamrağını oğlanın ıslak dudaklarından çekerek dışarı çıkardı, onun tükürüğüne bulanmış kendi parmaklarını büyük bir hazla yaladı ve öpücüğüne karşılık vermeye başladı. Bedenini tamamen kendisine yaslamış, nefes alış verişlerini kendi göğüs kafesinde hissediyordu. Sorusuna aldırışsız bir ifadeyle "İkisi de" dedi ve oğlanı kucağından indirdi. Sırtını yatağın ahşap kısmını dayayarak rahat ettiğinden emin olunca kendi çamaşırınıda çıkardı ve kenara bıraktı. Şimdi oğlanın sahip olduklarını açık seçik görmesi ve onu tatması kendisini çok eğlendirecekti. Yavaşça oğlanı kendisine çekerek elini eteğin altına soktu, tahrik edici dokunuşlarla oğlanı okşayarak hafifçe gülümsemesi genişledi. "Hadi ufaklık, bakalım tadını sevecek misin" dedi işe başlaması için buyurarak. Dudaklarının maharetini en sevdiği işte görmek için sabırsızlanıyordu.


Lambri'nin sözlerinin Romeoyu hoşnut etmesiyla iyice huzursuzlanmıştı. Zaten adamın o kadar fazla rahatsız edici bir havası vardı ki, sözleride bunu resmen daha da fazlalaştırıyordu. "Hiç eğlenmiyorum Romeo" dedi kaşlarını çatarak. Kendisini olmayan bir itirafa zorlaması üzerineyse gözlerini devirdi. Onu kesinlikle arzulamıyordu, yada bir başka erkeği. Ancak eğer Nikki yerine kendisiyle oynarsa ve onu serbest bırakacağına emin olsa, daha önce yattığı kimsenin cesaret edemediği türden numaralarını ona sunabilirdi. Adamın saçlarını okşayıp gözle görülür bir biçimde tatlılaşmasıyla hepten huzursuzlanmıştı. Neden böyle davrandığını bilmiyordu, daha çok canının yanmasını ve aşağılanmayı bekliyordu. Ancak buda elbetteki bir taktik olmalıydı. Romeo parmaklarını emmesiyle hissettiği ıslaklık kendisini tiksindirse de yanakları ve dudakları zorlanmayla kızarmış, yavaşça terlemişti. Adamın sözlerini duymamak için başını çevirdi, korktuğu hisleri yaşaması için çabaladığının farkındaydı. Nikkiye aşık olmadığını duyunca büyük bir oranda rahatlamıştı. Bembeyaz ve düzgün bacaklarında gezinen ellerin verdiği rahatsızlıkla yavaşça kıvrında, adam hoyratlaşmaya başladığındaysa ufak bir çığlık atarak elini tutup refleks olarak uzaklaştırmak istedi. Kendisine bilinçlice savrulan iltifatlar bir fahişe gibi hissetmesine yarıyordu. Nikkinin yanında ne kadar iyi bir mal olduğundna bahsedilmesiyle utanarak kıpkırmızı kesildi. Ancak bu Romeo'nun aklını çelmek için bulunacağı iğrenç teşebbüstde kendisine azıcık cesaret sağlıyordu. Adamın kabul etmeyip kendisini Nikkinin önünde kötü sözlerle aşağılaması ve kandırıp sonradan ihanet etmesi muhtemeldi ama yinede gururunu bir kenara bırakarak omzunu dişleyen adamın omzuna attı incecik kolunu. Adamın düzgün sırtını yumuşak ve sıcak eliyle hoşlanmasa da yavaşça okşayarak onu tahrik etmek için derin bir nefes aldı. "Madem gerçek bir erkeği hakedecek kadar muhteşem olduğumu söylüyorsun, o zaman o erkek sen ol. Romeo, Nikkiyi bırakırsan ne şekilde istiyorsan sana hizmet edebilirim. Ancak, sadece ona dokunma ve yeniliklere biraz hevesli ol, belkide ondan sıkılmışsındır."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Salı Şub. 09, 2010 9:02 pm

Saçlarını okşamasından hoşlandığı için birazcık gevşedi, sonuçları ne kadar acı verici olursa olsun Rain le tanıştığına zerre kadar pişman olmamıştı, eğer olacakları günler öncesinden görebilseydi bile yine O nu tanımayı seçerdi. Sayesinde insanların her zaman kendi çevresindekiler gibi çıkarcı ve burnu büyük kimseler olmadığını, birine gerçekten değer vermeyi bir de işlerin her zaman istediği gibi gitmeyebileceğini öğrenmişti. Son sözleri üzerine daha fazla engelleyemediği göz yaşları yanaklarından aşağıya doğru süzülmeye başladı, kaşlarını çattı Rain in omuzunun üzerinden Annabel i kontrol ettikten sonra sesi alçak bir mırıltı halini almıştı ''O halde benden kaçma, seninle ufacık bir şansımız bile olmadığını biliyorum Rain ama en azından yanımda olsan...varlığına ihtiyaç duyuyorum. Seni seven bir ailen olduğu için ne demek istemediğimi anlayamazsın.'' Aslında söylemek istediği çok daha fazla şey vardı fakat düşündüğünüz pek şey kelimelere dökme vakti geldiği zaman unutuluyordu, hem yanlış anlaşılma korkusu da vardı...Rain işe başladığında ne yapması gerektiğini bilmediğinden kendini tamamen ona bıraktı, adam üzerinde nazikçe kımıldandıkça bedeni şehvetle titriyordu, hızlandığı zaman tutkulu bir iniltiyi dudaklarının arasından serbest bıraktı...

Kirpiklerini eğerek nemli gözlerini kederle kısan Nikki, alt dudağında kalan bir parça çikolata sosunu diliyle temizledi. Lambri nin son emri fazlasıyla miğdesini bulandırıyordu ama Aurelio nun iyiliği için bu işi yeterince tatmin edici bir şekilde yapmak zorundaydı. Tıpkı daha önceleri kendi çıkarları için, ya da birilerinin zorlamaları sonucu defalarca kez yaptığı gibi. Göz bebekleri sabitlendikleri yerden biraz geç te olsa Lambri nin erkeklik uzuvuna doğru kaydı, kendini hazır hissedene kadar bir süre öyle dalgınca baktıktan sonra nihayet dizleri üzerine oturup eğilerek ona dokunabilmişti. ''Mmm, güzel görünüyor'' tahrik edici hareketlerle yavaş yavaş okşamaya başladı, sonra özenle kavradı ve incecik ellerini ağır bir tempoda kımıldattı. Her halde şu an yapmakta olduğu şey günün en utanç verici ve aşağılayıcı anıydı genişleyen gülümsemesi bile her zamankinden fazla batıyordu. Başını kaldırıp şuh bir tavırla adamın yakışıklı yüzüne baktı, dudaklarını şehvetle yaladı ''Hazır mısın yakışıklı?''

''Hah!'' dedi küçümseyerek. Eğlenmiyor olamazdı, en nihayetinde ihtiyaçları olan biriydi ve bu ihtiyaçlar uzun sürenin ardından ilk kez karşılaşıyordu. Beyni yaptığı şeyin doğru olmadığı kanattinde olsa bile heyecan yaşayacak, bedeni bir erkeğin dokunuşlarından zevk alacaktı. Ha bu zevk dozu gittikçe artan bir acıyla karşık olacaktı orası ayrı, çünkü Romeo aşk gibi bir bağ söz konusu olmadığında tutku oyununu sert kurallarla oynamaktan hoşlanıyordu. Ufak ve pis bir kahkaha atarak gencin sert, pembe göğsünü şekilli dudaklarının arasına alarak morartana kadar emmeye başladı, elleri üst bacaklarına çıkmış dizleriyle kasıkları arasında çılgınca geziniyordu. Dudakları hiç bir çekince hissetmeden öbür göğsü kaptı, bacaklarda ki ellerden biri tekrar boynuna erişerek acı verecek ancak nefessiz bırakmayacak şiddette sıkmaya başlamıştı. Şapşal Aurelio, acaba şu an olanların sadece ısınma safhası olduğunu bilse nasıl bir tepki verirdi. Arsız sir sırıtış yerleşti dudakalrına şimdide aklını çelmeye çalışıyordu ha, ''Ah Aurelio boşuna kendini yorma, küçük numaranı yutacağımı mı sanıyorsun? Nikki yi unut artık o zaten yaptığın en büyük hataydı.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Salı Şub. 09, 2010 10:44 pm

Kısa süreli bir duraksamayla oğlanın sözlerini dinledi Annabel'e çaktırmadan. Ondan neden kaçtığını bilmiyordu, belki daha fazla üzmemek için, belki de sadece korkuyordu. Nazikçe çocuğun karışan saçlarını düzelterek göz yaşlarını sildi. "Arkadaşın olarak yanında olabilirim" dedi, tabi bu işten sonra onun yüzüne ne kadar bakabilirse. Kendi ince parmaklarını saçlarından çekerek çocuğun incecik parmaklarına kenetledi ve yavaşça onu kaldırarak kucağına aldı. Dudakları onunkilere ufak bir öpücük bıraktıktan sonra tempoyu biraz daha arttırarak işine devam etmeye başladı. Vücuduna fazlasıyla uyarı gönderen şehvet hissiyle, zevkin doruğuna ulaşmasına az kalmıştı, bu bir nevi bitişe yaklaştıklarını da haber veriyordu ve solukları hızlanmıştı...

Oğlanın dalgın bakışlarına karşılık sadece güldü. Yavaş yavaş incecik, beyaz bedenini ve üzerinde son kalan kıyafetini; eteğini inceledikten sonra, kar beyazı ellerin kemikleşmiş organına değmesiyle vücuduna bir ürperme ve tatlı bir haz yayılmıştı. Tahrik edici dudakları, pek erotik gelen sözleriyle kıpırdanınca büyük bir keyifle gülümsedi. "Tadı da güzeldir" dedi kendinden çok emin bir ifadeyle, ahlaksızca. Oğlanın maharetli parmakları hareket ettikçe alt dudağını şehvetle ısırıp geriye yaslandı ve yavaşça çarşafı tuttu. Son derece ahlaksız bakışları oğlanın dudaklarına dikildi sabırsızca, ardından parmaklarının ustalığını izledi. Ufak, ıslak ve pembe dilinin dudaklarında gezinmesiyle çocuğun üstüne atlayıp delice öpmemek için kendisini zor zaptederek "Fazlasıyla" dedi sabırsızlığını tek bir kelimeyle anlatarak. Bu kadar tahrik edici olacağını keşfettikçe, işini daha da fazla uzatmaya karar kılmıştı. Bunun Romeo için bir sorun olacağını sanmıyordu?..

İnsanın sahip olacağı tek ihtiyaçların cinsellik olacağını düşünebilen birine ne diyebilirdi ki? Nikki'nin erkeği olmaktan memnundu, her ne kadar meleklere özgü güzelliği bu iş için uygun olmadığını bas bas bağırsa da, buna aldırış ettiği söylenemezdi. Hatta bundan zevk bile duyuyordu, Nikkiyi memnun etmekten öte, erkekliğinin bedensel hazzını da yaşayabileceğini keşfetmişti ve şuan bunun aksini yaşamak bile zoruna gidebiliyordu. Hemde şu eski duygularının devreye girmesi vardı, Nikkiye beslediği duyguları ve hatta şehvet hissi bile değişmeyecekti ama onunla tekrar cinsellik mevzusu yüzünden ayrılma noktasına gelmeyi hiç mi hiç istemiyordu. Zaten Romeo'nun haşin davranışlarında da sevilecek bir yan yoktu, hoş, adam dünyanın en romantik insanı bile olsa bu tecavüz gerçeğini değiştirmeyecekti... Bedensel bir heyecan yaşamadığını inkar etmesi komik olurdu zaten, sonuçta uyarıcı etkileri olan muameleler görecekti ama bu ruhsal bir haz aldığı anlamına da gelmezdi. Adamın pis kahkahasına nefretle baktı. Dudaklarının ıslaklığıyla yavaşça ürperdi, gittikçe canı yanmaya başlıyordu. Bacaklarına değer parmakların hızı ve çıktığı bölge karşısında ürkmeye ve telaşlanmaya başlamıştı. Dudaklarının yer değiştirmesiyle bir kaç saniyelik boşlukta rahatlamaya ve korkunun ağır bastığı heyecanını yatıştırmaya çalıştı. Yavaşça parmakları morarmaya başlayan göğsünün üzeirne gidip acıyı hafifletmek için ovuşturdu. Kendisine yapılandan o kadar utanıyordu ki, yanakları ve hatta dudakları bile kıpkırmızı kesilmişti. Boynuna kavrayan zarif ele hiç yakışmayacak sertliğe karşılık, burnunu kırıştırıp kenara kaçmaya çalıştı ve ufak bir çığlık attı o tatlı sesiyle. Adamın son sözüyle kolunu hırçınca geriye çekti. Bunu yemesini beklemiyordu ama belki ufak bir ihtimalle onu vazgeçirebilirdi. Şimdi kendisini unutmuş Nikkinin başına geleceklerin derdine düşmüştü. Gerçi oğlanın şuanki hali bile çok kötü sayılırdı, Lambriye keyifli dakikalar yaşatmak zorunda kalan eşine bakamadı bile. Belki aynı muamelenin bin beteri birazdan kendi başınada gelecekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Harlequin
Admin


Mesaj Sayısı : 96
Kayıt tarihi : 23/09/09

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Perş. Şub. 11, 2010 7:28 pm

[size=11]''Gerçekten mi?'' birdenbire neşesi yerine gelmişti, içinde bulundukları kötü duruma rağmen, sarı saçlarını yüzünün önünden çeken Rain e gülümsedi, duyduklarının gerçek olduğuna inanmak güç geliyordu, bukadarı bile onun için ne kadar önemliydi bir bilseniz. Adama duyduğu aşktan kolay kolay kurtulamayacağı kesin olsa da O nun tarafından ne sıfatla olursa olsun sevilmek bile büyük bir şeydi. Rain in kucağına çekingence yerleştikten sonra öpücüğüne bu kez birazcık daha beceriklice karşılık verdi ve kendisini onun maharetli ellerine bıraktı. Temponun hızlanmasıyla beraber iniltileri de hızlanmıştı, tüm bedenine yayılan güçlü bir şehvet hissiyle tüm bedeni hafif hafif titriyordu. Seri ve düzensiz nefeslerine engel olamamdan çenesini Rain in omuzlarına yasladı.

Oynamayı bitirince Lambri nin erkekliğinin üzerine iyicene eğildi.Bir kedi yavrusununkine benzeyen ufacık pembe dilini şuh bir ifadeyle dudaklarının arasından çıkardı ve o bölgeye değdirmeye başladı. Geçmişte ki deneyimleri boyunca kendisine zerre kadar değer vermeyen yabancı adamları aynı bu şekilde memnun etmek Nikki için yerine getirilmesi gereken bir görevden ibaretti, işi bittiğinde hiç bir şey hissetmezdi. Ruhsuzunda tekiydi zaten. Ne olduysa Aurelio yla tanıştıktan sonra olmuş, sevilmenin ve sevmenin nasıl bir şey olduğunu öğrenince kendi bedenine değer vermeye başlamıştı. İşte şu anda Aurelio nun piyano çalışını ilk kez dinlediği O gece hissettiği utancın aynısını hissediyordu. Lambri ye yaptıklarından sonra sevgili eşinin yüzüne nasıl bakacaktı? Endişelerinin yüzüne yansımaması için büyük bir çaba harcayarak çikolata sosunu küçük ellerine alıp Lambri nin hassas bölgesine döktükten sonra adama en çok keyif verecek safhaya geçerek dudaklarının arasına aldı ve mükemmel dil oyunlarıyla onu tatmin etmeye başladı.

Romeo nun bu işe girişirkenki en büyük amaçlarından biri de Aurelio yu Nikki den soğutmak, geçen sefer gencin kafasında oluşturduğu karışıklığın bir yenisini yaşatmaktı. Böylece zavallı küçük sürtüğü, seks kölesi ya da ilham perisinden alabileceği en büyük intikamı s gerçekleştirmiş olacaktı. Delicesine aşık olup, uğuruna baş kaldırmaya cürret ettiği sevgilisi ellerinden uçup gidince, çevresinde onu koruyacak kimse kalmayınca nasıl da canı yanacaktı. Aniden sıkılmış gibi geri çekilerek Aurelio nun üzerinden kalktı. Yüzüne düşen sarı saçlarını maharetle geriye savurduktan sonra ince bedenini saran beyaz gömleğini çıkardı ''Bu işe biraz hareket katalım Aurelio, bu böyle sürüp gitmez.'' Nikki ve Lambri ye yaklaştı oğlanın az önce elinden bıraktığı çikolata sosunu kaparak Aureio ya yaklaştı ve sosu onun bembeyaz gövdesinin üzerine boca etti ardından tepside duran meyve tabağından aldığı çileği o zarif bedenin üzerinden ağır hareketlerle kaydırarak dudaklarının arasına götürdü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Pierrot
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1588
Kayıt tarihi : 23/09/09
Nerden : Atlantis

MesajKonu: Geri: Birinci Oyun   Perş. Şub. 11, 2010 8:56 pm

"Gerçekten" çocuğun gülümseyen yüzünü görünce kendisi de yavaşça tebessüm etti. Çocuk çenesini omzuna yasladığında ellerini beline sarark sırtını ovalamaya ve yavaşça yukarı çıkan diğer eliyle de saçlarını okşamaya, bazen fazlasıyla vücudunu ürperten his yüzünden de arada saçlarını kuvvetlice kavramaya başlamıştı. Artık iyice cesaretlendiği için ellerinden birini geriye çekerek onu daha da tahrik etmek için oğlanın erkekliğini kavrayarak nazikçe okşamaya başladı. Kendi solukları da düzensizleşmeye başlamıştı artan temponun etkisiyle, yavaşça çocuğun kulağına nefes nefese bir şekilde eğilerek "Hazır olduğunu umuyorum" dedi tekrardan. Bastıramadığı bedensel tepkilerinden dolayı sıkıca çocuğa sarıldı ve alt dudağını ısırdı. Titreyerek ve şehvetle kasığından çıkan sıvı son bulana kadar bekledi. Kendisine inanılmaz biz haz veren bu olay bittiğinde, kolları güçsüzce çocuğu yatağa, bedenini de hemen yanına bıraktı. Küçük bir çocuk gibi gözlerini ovuşturarak, şehvet ve halsizlikten kızarmış yüzüyle Nikkiel'e, ardından sözünü tutmasını beklediği Annabele baktı.

Dudaklarının arasında beliren tatlı dili, sonunda ait olduğu işe koyulmaya başlamıştı. Islaklığın, dokunuşlarının ve çıplak bembeyaz bedeninin bile bu hazda ki etkisi tartışmasız çok büyüktü. Alt dudağını daha da sertçe dişledi. Çocuğun çikolata sosuna uzanan elini görünce iğrenç bir kahkaha attı. Soğuk sosun etkisiyle ürpermişti. Ufacık ağzı tüm maharetini sergilemeye başladığında kıpırdandı yavaşça. Güzel dudakları ne kadar zevk duyduğunu belirten kısık bir inleme bıraktı, işinin devamında hissedeceklerini hesabını yapmaya bile cesaret edemiyordu.

Romeo'nun Nikki için beslediği kötü düşüncelerin son derece farkında olduğundan; Romeo'ya karşı herhangi bir zaaf beslemesi söz konusu bile olamazdı. Kendisini istediği kadar tahrik edebilirdi, buna hiçbir şekilde olumlu bir tepki bulamayacaktı. Ne kadar yakışıklı olursa olsun, yüzündeki iğrenç gülüş onu dünyanın en itici adamı kılıyordu. Aurelio'nun şuan acınacak halde duruyor olması, Romeo'nun intikam amacına hizmet etmemesiyle aslında rolleri bir nevi değiştiriyordu. Romeo ne kadar uraşırsa uğraşsın istediklerini elde edemeyince yüzünün alacağı ifadeyi görünce Aurelio mutlu olacaktı. Nikki'yi öyle yada böyle bırakacağına inanıyorsa işte gerçekten şimdi zır deli olmalıydı. Bazı insanların tutundukları tek hayat amacı ellerinden alınınca, yüzlerine çöken o acınası hissi Romeoda görmek için sabırsızlanıyordu. Adamın aniden sıkılgan bir ifadeyle kalıp gitmesiyle keyfi yerine gelmişti. "Bence de zorlamanın bir anlamı yok" dedi kendisiyle boşuna uğraşmaması için neşeyle şakıyarak. Daha sonrasında gelen eylemler ise neşesini hepten söndürmüştü. "Yeter artık Romeo, istemiyorum seni, daha fazla üsteleme!" dedi adamın gömleğini çıkarmasıyla ürkerek. Eline aldığı sosa gözlerii açarak baktı. İşte, iğrençleşmeye başlayacaktı demek. Yatakta olabildiğince geriye kaçsada, pek faydası olduğu söylenemezdi. Gövdesine soğuk bir etki bırakarak yayılan sos ve ona bulanan çileğe, ardından adamın iştahla çileği yiyen dudaklarına baktı. Yüzünü buruşturarak alayla bu iğrençliği daha fazla görmemek için başını duvara çevirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Birinci Oyun
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki
 Similar topics
-
» hayrullah mahmud-darbe
» Zecdam Java oyun galerisi
» Oyun Arsivim Hepsi Kendi Upload'ım

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Konu Dışı :: Fan Service-
Buraya geçin: